loader
Sayın Oray Eğin İlgili Yazınıza Cevap Veriyorum; Gerçekten Türk Mutfağı Vardır !!!

Sayın Oray Eğin İlgili Yazınıza Cevap Veriyorum; Gerçekten Türk Mutfağı Vardır !!!

Aşçı derneğimiz, aşçı federasyo numuz ve aşçı konfederasyonu olarak kurumumuz var ki bekle dim bakalım sorumluluk alan larına...

Sayın Oray Eğin İlgili Yazınıza Cevap Veriyorum; Gerçekten Türk Mutfağı Vardır !!!
Sayın Oray Eğin; 21 Ağustos’ta yayınlamış olduğunuz “Gerçekten Türk Mutfağı Var mı?” başlıklı yazınızı daha önce cevaplardım ama camiamızın mutfak değerlerimizi korumak, yaşatmak ve gerçek değerleri ile daha sonraki nesillere aktarma amacı ile kurulmuş kurumlara şahsen bir fırsat vermek istedim.
 
Bu konuda kurulmuş o kadar çok aşçı derneğimiz, aşçı federasyonumuz ve aşçı konfederasyonu olarak kurumumuz var ki bekledim bakalım sorumluluk alanlarına giren bu konu hakkında kim ne, nasıl, ne şekilde bir cevap verecekler sizin yazınıza diye. Eminim ki birçoğu görmemiştir bile. 
 
Osmanlı Ve Türk Mutfağı Dünya Gönül Elçisi Olarak Düşüncemi Üzülerek Belirtmem Gerekirse;
Bu kurumlarımızın sanırım ilgi alanlarına böyle bir konu görev olarak ve girmiyor sanırım. Yazınıza heyecanla 4 günlük bekleme suresinden sonra biraz uzun da olsa cevap vermek bana nasip oldu. On değil 20 değil 50 değil yüzlerce aşçılık kurumunun cevap bile vermediği bir alanda mutfağımızın ne kadar sahipsiz olduğunu görerek sizin “Gerçekten Türk Mutfağı Var mı?” diye bir yazı yazmanız çok normal. Bu aşçılık kurumlarının konuya gerçek manada sahip çıkmadıklarını da ıspat ediyor. Camiayı ve kurumlarını da bu şekilde test etmiş oldunuz sizlere gerçekten teşekkür ederim. 
 
Osmanlı Ve Türk Mutfağı Dünya Gönül Elçisi Olarak Sizlere Ummandan Cevap Veriyorum;
Öncelikle bu başlığın Sn. Oray eğin tarafından mecazi anlamda kullanıldığını düşünmüştüm. Ama yazının tamamını birkaç defa okuduğum zaman gerçekten kışkırtıcı ve mutfak kültürümüzün ve mutfak tarihimizin cehaletini gördüm sizde. Size tam manası ile bir cevap yazısı yazarsam adeta bir ansiklopedi olur. Ama Alaylı bir aşçı olarak kısaca birkaç paragrafınıza cevaben bir yazı olacak. Yazımın sonunda konu ile ilgili birkaç makaleminde linkini koyacağım. İlave olarak da yıllardır yazılarımda savaşını verdiğim yabancı mutfaklara ve yabancı kültürlere özentinizi fark ettim. (Sanırım ilgi alanınızın dışında bir konu olmasından gerek.)
 
Özellikle Belirtmek İsterim Ki; 
Mutfağımızın yetersiz ve konuya vakıf olmayan aşçı, program ve kişiler tarafından tanıtılmaya çalışılması ya da anlatılması örnek gösterilemez. Yanlış ve yetersiz  olan örnekler gerçeği yansıtmaz. Nasıl her iyi çapaktan kötü bir dal çıkarsa, altın yere düşünce de pul olmaz…
 
Örnek gösterdiğin bu Netflix programı Türk ve İslam sentezine örnek olmadığı gibi dünyadaki hiçbir “dine” ve “insanlık” adına örnek teşkil edebilecek bir tek çalışmasını örnek gösterebilir misiniz lütfen? Adeta dünyada (dinsiz, kuralsız, inançsız, lezbiyen, gay, amaçsız, adeta "Lut kavmi" cehaletinde) tek tip insan yetiştirmeyi amaçlayan bir kuruluştur bana göre. Siz bahsettiğiniz programdan herhangi bir diziyi aileniz, komşunuz, iş arkadaşınız ya da çocuklarınız ile izlediniz mi? veya izleyebildiniz mi?
 
Örnek Verdiğiniz “Netflix”;
Şahsen tasvip etmediğim bir program ve zaten bilinmekte, dizi ve filmlerinde eşcinselliğin doruk noktasının yaşadığı ve özendirildiği, hemen hemen her sahnesinde 1 dakikaya bir alkol içildiği ve 30 saniyeye bir sigara yakıldığı , konuşmaların her iki kelimesinin küfür olduğu bir programdan bahsediyoruz…
 
Bir Ata Sözümüzde De Dediği Gibi “Bazen Testiyi Kırılsın Diye Çocuğun Eline Verirler” Ve Suya Gönderirler… 
Şimdi bu Netflix de mesleki anlamda bizim zenginliği paha biçilemeyecek mutfağımızı anlatmak için “testiyi özellikle ve bile bile sakar bir çocuğun eline” vermiş ve kırılsın diye suya göndermiş. Bundan daha doğal ne olabilirdi ki? Gördüğüm kadarı ile bu yazının yazılmasına vesile olarak amacına da ulaşmış. Esasında sizin bunu anlamanız lazım. Yemek kültürümüzün yozlaşmasına katkıda bulunmak amacı ile kaç dilde yazılan "The Turkish Cookbook" konusundaki iddianızda hâklısınız. Bunların gerçek amaçları zaten budur…
 
Gerçek Türk mutfağına katkıda bulunacağını bilseler Türkçe olarak bile yazılmasına katkıda bulunulmasını bırakınız engel olurlardı. Bu çalışmada kırılsın diye o sakar çocuğun eline verilen  bir testidir. Sizler bile bizim yemek kültürümüzü bilmezken, anmazken ve yazmazken başkaları niye yazsın niye ansın, niye yaşatsın! Biz bizi anmazsak kim bizi anar, bir bizi yasatmazsak kim bizi yaşatır Oray Bey? 
 
Peki Diğer Yanda Ne Yapmış Bu “Netflix" 
Bilgili, profesyonel şeflere de altyapısı ve sermayesi bizim kültürümüzden ve coğrafyamızdan çalınma İspanya ve Fransa ekolünün mutfaklarını anlatma görevi vermiş… yani bunu anlamak çok mu zor? Manken ne kadar güzel olursa elbiseyi de o kadar güzel tanıtır. Bunların gerçek amacı bizim mutfağımızı gerçek değerleri ile anlatmak, tanıtmak değil ki. Bunu yaparlarsa kendi mutfaklarını nereye koyacaklar?
 
Göbekli Tepeyi Duydunuz Herhâlde...
İnsanlığın -0- noktası. Bu topraklar imparatorlukların ve medeniyetlerin var olup yok oldukları yer. Bu bizim coğrafyamız. Her bulunan bir değer dünyayı sarsıyor ve bilinen tarihin yanlış olduğunu ortaya koyuyor. Tüm dünya kıskandığı bir değeri yüceltir mi? Ya kendine benzetecek ya da karalayacak…Siz Şehri Nuh’ a gittiniz mi hiç? Şehri Nuh neresidir biliyormusunuz? Eğer bu coğrafyada yazacak bir değer bulamıyorsanız bu sizin eksikliğinizdir.  Siz yazacaksınız ki başkaları da yazsın. 
 
Saray'a Yurtdışından Getirilen Aşçılardan Bahsediyorsunuz Ve Diyorsunuz Ki;
“Kendi kültürlerini, geleneklerini, baharatlarını da beraberinde getirmişler. Zamanla kimi tatlar kayboldu, kimi de tarihe kaldı. Türk mutfağı olarak övündüğümüz yemeklerin tamamı ne kadar Türk? İran, Ermeni, Yunan mutfaklarından uyarlamalar çok var, birçok yemeğin izi bir başka coğrafyaya dayanıyor. Orta Asya'dan göç ederken beraberinde getirilmiş, yolda öğrenilmiş lezzetler var. Hangisinin özgün, hangisinin uyarlama olduğunu bilmek neredeyse imkânsız. Yoğurdu icat etmişiz ama devamı? Bu tartışmayı uzatmak için biraz daha ders çalışmam gerekli. Şimdilik sadece aklımdan geçen başka soruları aktarayım.”
 
Şimdi Kendi Diliniz İle Mutfağımızın Füzyon Ve Birikimini Zaten İtiraf Ediyorsunuz. Oray bey coğrafya kader demektir. Bu coğrafya bizim kaderimizdir ve bu coğrafyanın kaderi de biziz. İste bizim mutfağımızın zenginliği de tam olarak buradan geliyor. Yani dinlerin, dillerin ve kültürlerin, halkların ve medeniyetlerin birikimi olan füzyondur. Bu üzüleceğimiz bir şey olmadığı gibi kültür zenginliğimizin büyüklüğünü gösteren bir işarettir. Ben Örnekler İle Yazının Sonunda Bunları Belirteceğim.
 
Osmanlı saray mutfağından bahsediyorsunuz ve “Yazılı Reçeteler Yok” diyorsunuz;
Bu konu size diyebileceğim Osmanlıda yemek reçetelerini hekimler yazardı. Şirvânî ‘yi inceleyebilirsiniz. Yazılan tarifler ise tamamen bir doktor reçetesidir ve ilaçtır. Bu konuda bel ve eklem ağrılarına iyi gelen “Şirvânî” yani Muhammed b. Mahmûd’un yazmış olduğu “seferceliye” isimli yemeğin reçetesini inceleyebilirsiniz…
 
Evet Mutfağımızın günümüzde Yeterince Yazılı Eseri Yok Ama Bunların Bir Kısmı Yok Olduğu Gibi Bir Kısmı Da Halen Bizden Saklanıyor Olabilir;
1929-31 yılları arasındaki evrak temizleme işleminde 1 milyonu aşkın Osmanlı belgesi içindeki ‘İstanbul arşivi’ veya ‘Sultan arşivi’ olarak da adlandırılan belgelerimiz pazarlarda satıldı. Büyük bir kısmının da hurda ve Yakacak olarak  satılan Osmanlı arşivinin aynı amaç ile Bulgaristan’daki Kostinbrot kağıt fabrikasına okkası 3 kuruşa satılarak gönderilen onlarca vagonların içerisinde olabilirmi? Peki bu evrak temizleme işi adı altında Dünyanın en büyük yazılı tarihimizin hangi amaç  uğruna ve hangi hükümet tarafından talan ile yok edildiğini biliyor musunuz Oray bey?
 
Sayın Oray Eğin, Görmek İsterseniz Görürsünüz. Bunun için çaba sarf etmeniz gerekir ;
Deryada mücevher dipte, pislik yüzeydedir. Mücevheri görmek ya da sahip olmak caba gerektirir. Osmanlıda yemek reçeteleri doktor reçetesidir. Kısaca dönemde doktor Reçetesi demek; yemek, şerbet ve şurup demektir. Öğün sayısı ikidir. Kuşluk ve ikindiden sonra. Çocuklara, yaşlılara, yazılan reçeteler farklıdır. Özellikle devlet kanadında çok önemli görevlerde bulunanların reçeteleri yani yiyecekleri çok daha farklıdır. “Defterzade Mehmet paşanın” çalışmalarını ve saray mutfak defterleri ve helvahane mutfağı kayıtlarını, Priscilla Mary Işın’ın kitaplarını, Melce'üt-tabbahin’i, daha öncesine bakmak isterseniz Kaşgarlı Mahmud’uİbn Battuta’yı inceleyiniz. 
 
Yabancı seyyahlardan Dernschwam, Miss Pardoe, Tannahill, Broken, Frazer, Thévenot, Tournefort, Galland, ve Tavernier’i inceleyiniz. Daha fazla kaynak için tarafımı da arayabilirsiniz.
 
“Gerçekten Türk Mutfağı Var Mı?” İsimli Yazınızda Diyorsunuz Ki;
Genelde tarif sorulduğunda da iyi yemek yapan ev aşçılarından profesyonellere kilit bir malzemenin ya da teknik özellikle gizleniyor. Sanki o sır ortaya çıksa yemeği yapanın değeri düşecekmiş gibi. Her şeyi bıraktım, ölçülerin ne anlama geldiği bile belli değil. "Bir su bardağı" demek? Herkesin evinde farklı su bardakları var; bunu mililitre olarak aktarmak çok mu zor? 
 
Yol düşmandan sorulmaz Oray bey! “Netflix”e bakarak mutfağımıza yadırgayarak, küçümseyerek bir özenti içerisinde “Meksiko” sokak lezzetlerini gözünüzde büyüterek kıyaslamanız sadece hezeyandır. 
 
Yukarıda da dedim. Kötü örnek emsal gösterilemez. Neyi görmek istiyorsunuz siz? Görmek istediğiniz konular hakkında ne kadar çaba sarf ettiniz? Bir “ev aşçısının” tarif vermeme bencilliğini tüm aşçılık camiasına ve vesilesi ile mutfağımızın varlığı ya da yokluğu ile şaibeli eksikliğine mal edemezsiniz Oray bey…
 
Bakın Size Ne Diyeceğim Üzerimizde Toplum Mühendisliği Çalışmaları Yapan Ve Avrupa’dan Amerika’dan Ciddi Finans Desteği Alan “Netflix”i Değil Kendi Kültürümüzü Araştırın Ve Kendi Kültürümüze İnanın;
Meksiko’ya değil Balıkesir’e peynir yemeye gidin, Antep’te beyran için, çengelde kokoreç yiyin, Diyarbakır’da sabaha karşı ciğer, Siirt’te büryan kebabı yiyin. Olmadı Konya’da etli ekmek ve “Gazyağcı” restoranda furun kebabı, orduda, Niksar’da ve Bafra’da pide, Alanya’da gülüklü çorba, Antalya’da taratorlu piyaz ve üstüne tahinli cevizli kabak tatlısı yiyin olur mu?
 
Sizin Neyi Görmek İsteyip Görmek İstemediğiniz Çok Önemli. Bunun En Basit Yöntemini Söylüyorum Size;
Size en basit ve kolay tavsiyem youtube ’a girin lütfen; murat bardakçı, arif bilgin, özge Samancı veya benim ismimi yazarak karşınıza çıkan ilgili kaynaklardan; Osmanlı mutfağı, Osmanlı saray mutfağı, geleneksel Türk mutfağı konularındaki videoları izleyiniz ve konu hakkında düşünceniz değişsin…
 
Osmanlı ve Türk mutfağının gerçek zenginliğini görmek için Sn. Gülsüm Ezgi Korkmaz ‘ın Sûrnâmelerde "1582" Şenliği" ‘ni de okuyabilir, Sn. Nurhan Atasoy’un kitaplarında ilgili minyatürleri inceleyebilirsiniz. 1582 de Osmanlı ve Türk mutfağında dondurma, yağdan heykeller, şekerden heykeller yapıldığını ve şenliklerde her bir heykelin 15-20 kişi tarafından taşındığını göreceksiniz. O tarihte Avrupa ülkelerinde böyle bir şey yok. Bunu ben demiyorum, Fransız “broken” yabancı seyyahlar diyor. Bu arada dondurma bizden asırlar sonra Avrupa da ortaya çıkıyor bilgilerinize…
 
Evet Bir Konuda Daha Size Hak Veriyorum; 
Popülerlik ve Özenti ve peşinde koşan ünlü olabilmek için her türlü manevi değerlerimizi ayaklar altına atan Türk mutfağının gurmeleri ve Türk mutfağının şefleri var. Kabul ediyorum. Cahilliğinden bilinen ve ispatlanan 12.000 yıllık Kendi kültüründeki her türlü mücevheri görmeyip bilmeyip başka kültürlerin teneke metal parçasını yazılarında, görsel programlarında parlatmaya çalışan Türk gurmeleri ve Türk mutfağının mutfak fakiri şefleri var. Zaten Türkiye’de 30 yaşından sonra yalandan gurme olmak ve 30 yaşından sonra yalandan şef olmak bir sınıf atlama aracı haline gelmedi mi? Tabi yerseniz…
 
Örnek Olarak Birkaç Misal Verecek Olursam;
İtalya’da 7 göbek pizza ustalarının çetelesini tutarak çalıştıkları yerleri takip eden Türk gurmelerimiz var. Ama kendi kültüründen 1 tane etli ekmek, pide, lahmacun, kebap ustasının adını bilmez çalıştığı yeri bilmez…
 
Paris’te Fransız Restoranında Oturup Şampanya Ve Kaz Ciğeri Yiyerek Türk Mutfağını Konuşan Türk Mutfağının Ünlü Türk Şefi Ve Türk Mutfağının Gurmesinden Daha Ne Beklenilebilir Ki. İste Mutfağımızın Günümüzdeki Durumu Bu Ezikler Yüzünden Buradadır. 
 
Ne Kadar Uydur Uydur Salla Dünya Mutfağı Diye Yemek Varsa Menülerine Yarısı İngilizce Yarısı Türkçe Bir İki Cümleden Oluşan Yemek İsimleri İle Yazan Türk Şefleri Var;
Portakallı ördeği bilir ama kaz tiridini bilmez, kaz ciğerini bilir ama Arnavut ciğerini Edirne ciğerini bilmez, chili con carne’yi bilir ama kıymalı kuru fasulyeyi bilmez, samosa’yı bilir ama muska böreğini bilmez, ravyoliyi bilir aslı olan Çerkez mantısını bilmez… daha sayayım mı?
 
Sayın Oray Eğin Bir Düşüncenize Daha Katılıyorum New York’taki “Şip Şak” Restoran Ve Sn. Orhan Yeğen;
New York’taki “Şip Şak” restoranda Orhan yeğen ‘den bahsediyorsunuz. İste bu isi keşke herkes Orhan Yeğen gibi yapsa. Orhan bey doğru papazdan gelse kabul eder yanlış babasından gelse reddeder. Mutfağımızı imkânları dahilinde en iyi şekilde uygulayarak misafirine sunmaya çalışır. 2-3 misafir eleştirdi diye reçetesini değiştirmez. Esnaftır, Yeri gelir garson, yeri gelir aşçı, yeri gelir bulaşıkçı olur. Yeri gelir patron olur misafirini azarlar. Velhasılıkelam bir ok gibi doğrudur mesleğinde ve insanlığında. Duvarda eğri duran resim çerçevesini bile sevmez. Adam gibi adamdır ve şahsim nazarında da değer verdiğim ve saygı duyduğum sayılı dostlarımdan biridir. 
 
Özenti Ve Cahillik Yaşamda İnsanın Başına Gelebilecek En Büyük Felakettir. 
Sizler kadar akademik geçmişim ve basın açısından profesyonel kariyerim olmasa da ilk okul mezunu, Mesleğe bulaşık yıkayarak başlamış, dünyada hatırı sayılır mesleki çalışmaları olan ve alaylı Osmanlı ve Türk mutfağının bir “has aşçıbaşısı” olarak  naçizane size diyorum ki;
 
Binlerce yılın füzyonuna, bilgi birikimine ve alt yapısında dünyanın ileri gelen mutfaklarını besleyen ürün zenginliğine sahip mutfağımızı birkaç başlık ile anlatmaya çalışacağım;
 
Eğer bu konuda bir şeyler öğrenmek istiyorsanız, ileride “alanınız dışındaki” yazılarınızda yeniden ayni talihsiz hatalara düşmek istemiyorsanız lütfen şahsımın konu hakkında yazılarından “sadece birkaçı” olan aşağıdaki linkleri inceleyiniz…
 
 
Sayın Oray Eğin, Sosyetenin Değerleri Bizim Kültürümüzün, Kimliğimizin, Geçmişimizin, Tarihimizin, Manevi Mirasımızın Değerleri Değildir;
Sosyetenin düşüncesini değil, bu milletin gerçek değerlerini dikkate alin. Sosyete cumhuriyet tarihi boyunca bu milleti sömüren ve sömürdükleri ile de halen günümüzde lüks yaşantısını sürdüren bizden gözüken ama bizden olmayan aileler. Siz şapka devriminde ayağında ayakkabısı olmayan savaştan yeni çıkmış fakir halka şapka mecburiyeti getiren düşüncenin arkasındaki kişilerden olan  “Vitali Hakko” nun 1 şapkayı 10 kilo değil, bir çuval değil bir “harar” ‘a verdiğini biliyor musunuz? Siz şapka giymediği için bir vilayetimizin ordumuzun gemileri ile bombalandığını biliyor musunuz? Siz o şapkanın maliyetini bir araştırın ve bir “harar” buğdayın günümüzde kaç liraya maal olduğunu bir araştırın. Siz Türkiye’de yaşıyorsunuz bildiğim kadarı ile Türk vatandaşınız ama Pardon ama siz hangi taraftasınız?
 
Askeri Gücü, Kültürü, Sosyal Yaşantısı, Her Yerde Kaybeden Ama Hollywood Filmlerinin İçeriğinde Nedense Hep Kazanan Dilinizden Düşüremediğiniz Amerika Tarihimizde 29 Yıl Osmanlı'ya Vergi Ödediğini Hatırlatırım Size;
 
Devlet yönetimi bile Osmanlıdan çalınmış olan Osmanlı hazinesinden paralar ile yapılmış ve mısırdan gizlice gemilerle nakli yapılmış  ABD özgürlüklerinin simgesinin anıtının bile bizim düşüncemiz, bizim paramız ve bizim fikrimiz ile inşa edilmiş ve bizden çalınmıştır. özgürlük anıtının bile çalıntı olduğu bir kültüre nasıl bu kadar hayran olabiliyorsunuz anlamıyorum. 
 
Amerika, yakın  tarihimizde 29 yıl Osmanlı'ya vergi ödediğini hatırlatırım size.  Sn. Murat Bardakçı ve sn. Erhan Afyoncunun kayitlarini inceleyiniz...
Medeniyetin beşiği ve demokrasinin adresi olarak göstermeye çalıştığınız ABD Tarihlerinde  kendi dili haricinde ilk defa yabancı bir dilde Osmanlı ile anlaşma yapmıştır. Ve ilk defa Osmanlıya 29 yıl vergi ödemiştir. Padişahımız ile değil dikkatinizi çekerim “Cezayir beylerbeyi Hasan dayı” ile. Siz bu kültürün varlığını ve zengin ve emsalsiz mutfağını kendinize göre düşmandan yol tarifi isteyerek yargıya açmaya çalışıyorsunuz!!!
 
ABD, bu antlaşmaya göre Cezayir'de bulunan esirlerin bırakılması için Cezayir Beylerbeyi Hasan Paşa'ya 642 bin 500 dolar "haraç" verecek ve her sene 21 bin 600 dolar (12 bin altın) tutarında vergiyi de muntazaman ödeyecekti. Kongre anlaşmayı 7 Mart 1796'da onayladı. Amerika, bu vergiyi 19. asrın ilk çeyreğine kadar 29 yıldan fazla ödedi. Daha sonra güçlenen donanması ve askeri gücü sayesinde haraç ödemekten kurtulduğunu hatırlatmak isterim. 
 
Cevabım Size Göre Uzun Ama Bana göre kısa bir cevap olsa da Sayın Oray Eğin Sonuç Olarak;
Genç ve azimli bir arkadaşsınız, güzel yazılarınız var. Türkiye gündemi takip etmek için Zaman zaman sizlerin de yazılarınızı sesli makale üzerinden dinliyorum. İlgili yazınıza cevabımdan dolayı umarım sizleri eleştiriye açık bir insan olduğunuzu düşünerek üzmemişimdir.
 
Yazınızdaki belirttiğiniz konulara istinaden Sizlerden temennim;
Sn. Vedat Milör ‘ün denize atılmaktan kurtulduğuna sevindim. Değerli gurmelerimizin bu tür hareketler ile karşılaşması üzücü olduğu gibi yanlış bir durum.  Sn. Serdar Turgut’un sizi haklı olarak eleştirmesine de sevindim. Ama kilisenin görünümü için yıkılsın dediğiniz büfeler dursun lütfen. 
 
“Pera” Sadece Bizim İçin Değil Tüm Dünya İçin Çok Önemli ve Onlar İçin Bir Utanç Kaynagi Sadece Bir Misal Veriyorum. Nasıl artık eski Konstantinopolis yeni İstanbul ise eski Pera da yeni istiklal caddesidir...
Ama orası artık lazımlık kullanan ve dışkılarını pencereden aşağı attıkları için taşrada kalan "Fransız" büyükelçiliğinin bir daha dışkımızı penceren dışarıya atmayacağız tuvalet kullanacağız diyerek Osmanlı padişahına yazılı talepte bulundukları ve Osmanlı padişahının “dışkınızı pencereden dışarıya atmamak şartı ile” taşınmalarına yazılı "izin" verdiği yerdir. Yani  taşra olan "Tarabya" ‘dan “Pera” diye adlandırdığınız “istiklal caddesi” ne biliyorsunuz. Yani medeniyetleri ile dilinizden düşüremediğiniz Fransızların geçmişteki kültürü budur işte...   
 
Sizlere cevabımda öğrenmiş olduğunuz bir kaç konu hakkında bir sonraki yazınızda bizim sokak lezzetlerimizi, yöresel yemeklerimizi ve Türk mutfağı değerleri taşıyan geleneksel yemeklerimize ve gerçek Türk mutfağının hikayelerine yer verirseniz mutlu ve bahtiyar olurum. 
 
Unutmayınız Sizler De Annenizin Yapmış Olduğu Nefis Ve Lezzetli Bu Mutfağın Yemekleri İle Büyümüş Bilgisi İle Ülkemiz İnsanını Aydınlatan Saygıdeğer Bir Yazarımızsınız;
Bizim mutfağımızın tanıtımına en çok sizler yazılarınızda yer vermelisiniz. Mutfağımızın ilgili kurumları mevsim yaz olmasına rağmen ağır kış uykusunda olsa da ben "naçizane" Osmanlı ve Türk Mutfağının "sorumluluk hisseden" bir "Has Aşçıbaşı" olarak  olarak "Gerçekten Türk Mutfağı Varmı" başlıklı mutfağımızı ve mutfak kültürümüzü küçümseyen  küçümseyen yazınıza cevap verdim. Yazı yazma konusunda sizler kadar tecrübeli değilim. İlgili Yazımda bilmeyerek size rahatsızlık verdiysem hoşgörünüze güveniyorum...
 
Saygılarımla
Osmanlı ve Türk Mutfağı Dünya Gönül Elçisi 
 


  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap

   
 
 

Benzer Haberler