loader
Karidye Pilakisi Tarifi

Karidye Pilakisi Tarifi

Galata’da çok büyük, “sayılama yacak kadar çok balık çeşidi bulunan bir balık pazarı vardır. Lubenau'da balık pazarını anla tırkan burada bir arşın eni..

Karidye Pilakisi Tarifi
Karidye Pilakisi Kullanılan Malzemeler
 
*     600 Gram Orta Boy Karides
*     Yeteri Kadar Su
*     Yarım Çorba Kaşığı Sirke
*     Yarım Demet Maydanozun Sap Kısımları
*     2 Adet Havuç
*     1 Adet Küçük Boy Kereviz
*     8 Adet Arpacık Soğan
*     5 Dal Taze Soğan
*     2 Diş Sarımsak
*     Tuz, Karabiber
*     Yarım Su Bardağı Zeytinyağı
 
Karidye Pilakisi Üzerine:
*     Dereotu Ve Limon Dilimleri
 
Karidye Pilakisi Yapılış Tarifi
Karidesleri bir tencereye alın. 
Üzerini geçecek kadar su, sirke ve maydanoz sapı ekleyip haşlayın. 
Süzüp kabuklarını soyun. Havuçları ve kerevizi temizleyin. 
Havucu halka, kerevizi kuşbaşı doğrayıp, diri kalacak şekilde haşlayın. 
Arpacık soğanları temizleyin. Taze soğan ve sarımsağı ince kıyın. 
Zeytinyağını bir tavaya alıp, sarımsak, arpacık soğan ve taze soğanı kavurun. 
Üzerine 2 su bardağı sıcak su ekleyin. 
Kaynamaya başlayınca, karides, havuç, kereviz, tuz ve karabiber ilave edin. 
Kısık ateşte suyunu yarı yarıya çekinceye kadar yaklaşık 20 dakika pişirip ocaktan alın. 
Dereotu ve limon dilimleri ile süsleyerek servis yapın.
 
Türk Aşçı Haberleri Olarak İnternet üzerinde yapmış olduğumuz bir araştırmada sizlere layık bulduğumuz “Karides Pilaki Tarifi” ile ilgili alternatif bir videonun sunumundan da faydalanabilirsiniz. 
 
 
ANTEP MUTFAĞIEvliya Çelebinin Ve Yabancı Seyyahların Kayıtlarında Osmanlı Saray Mutfağında “Karides & Karidye” Hakkında Bazı Dipnotlar;
Osmanlı'da Karides
Osmanlının son dönemlerine kadar bahariye Mevlevihane’sinin önünde karides dalyanı vardı. En güzel karides ise HALİÇ ‘te çıkardı..!
 
Gerlach’ın tanıtımı ile Galata’da çok büyük, “sayılamayacak kadar çok balık çeşidi “ bulunan bir balık pazarı vardır. Lubenau da balık pazarını anlatırkan burada, “bir arşın eninde pisi balıkları, bir arşın boyunda deniz istakozları, karidesler, iri istiridyeler, kuyruğu ve kıskaçları olmayan kabuklular ve daha birçok deniz canlıları bulunan öyle büyük ve mükemmel bir balık pazarı vardır ki tüm dünyada benzerine rastlanamaz” der. Thévenot da Galata’yı anlatırken “deniz kıyısında dünyadaki en güzel balıkhane bulunur. Burası iki kenarına balıkçıların sıralandığı bir sokaktır; tezgâhlarında öyle çok balık vardır ki insan şaşırır. Orada hemen hemen her türden balık bulunur; hepsi de nefis, taze ve ucuzdur” ifadesini kullanır. Tournefort’a göre de İstanbul’da “balık hali görülmeye değer … Galata balık hali uzun bir sokaktır ve sokağın her yanında dünyanın en güzel balıkları sergilenmektedir”.
 
Bu balık pazarında çok miktarda istiridye, ıstakoz, kalkan balığı, çeşitli kabuklular da satılmaktadır. Özellikle Eylül ayında istiridyeler irileşmekte ve lezzetli hale gelmektedir.
Tavernier, İzmir’de “denizden bol güzel balık elde edildiğini” kaydeder, Afyon yakınlarıda “çok ucuz balık yiyebilme olanağı” olduğunu, Akçay ırmağında “bol bol tatlısu ıstakozu ve sazan balığı” bulunduğunu belirtir. Scalanova [Kuşadası]’da denize dökülen küçük bir ırmakta Rum balıkçıların mersin balığı avladığını anlatan Tavernier şunları yazar: “Balıkçılar bunlardan havyar adını verdikleri balık yumurtalarını çıkarıyor ve en ince bağırsakları bu yumurtalarla doldurarak bizim peksimetlerimiz biçiminde ve uzunluğunda bir çeşit sucuk yapıyorlar. Fransızlar buna boutarde adını veriyorlar. Söz konusu sucuk iste kurutuluyor ve daha sonra dilim dilim kesilerek yeniyor”. Buna karşılık Tournefort, Erzurum’da yediği havyarı hiç beğenmez.
 
OSMANLI VE TÜRK TATLILARISümela Manastırı’nın çevresindeki dereler “çok lezzetli alabalıklar” ile doludur. Tournefort’a Erzurum yakınlarında uğradığı bir köyde alabalık ikram edilir, “dereden çıkar çıkmaz bir tutam tuz atılmış suda pişirilen bu balıkların lezzetiyle hiçbir şey boy ölçüşemez” der.
Lubenau’nun verdiği bilgilere göre İznik’te sazan ve turna balıkları bol miktarda bulunmakta; yerli  halk tuttukları balıkları güneşte kurutmakta, daha sonra ya haşlıyarak ya da üzerine yağ ve sirke dökerek yemektedir. Tuzlanan balıkların bir kısmı da İstanbul’a gönderilmektedir.
Burnaby, Van’da Bend-i Mahi’de tutulan ve Van Gölü’nde bulunan tek balık türü olan inci kefali hakkında bilgi verir. Yeterli miktarda balık yakalanınca kadınlar bunları tuza yatırırlar, balıklar kışın tüketilmek üzere saklanır diye yazar.
 
Dernschwam’a göre Türkler balık tutmasını, balık pişirmesini ve balıktan ne gibi yemekler yapılacağını katiyen bilmezler. Bu iş için ellerinde gereç de yoktur. Türkler ne balıkçılıkla, ne de avcılıkla uğraşmaktadır. Bu yüzden de sık sık balık yemezler.
Olivier’e göre de “Karadeniz, Boğaz ve Marmara’da balık, her mevsimde fevkalâde bol ve çeşitlidir”. Barbunya, mercan, levrek, kalkan, dil balığı ve tavuk balığı en çok avlanan balık türleridir. Ancak, Türkler genel olarak pek balık yemediği için avlanan balık miktarı oldukça azdır ve tutulan balıklar çoğunlukla Rum, Ermeni ve Yahudilerin sofrasını süslemektedir.
 
Balığın dışındaki av hayvanları son derece az tüketilmektedir. Dernschwam’a göre Anadolu’da av hayvanlarının etinin tüketilmesi pek yaygın değildir; “Türkler, tavşan, karaca vb. hayvanları Macaristan’da olduğu gibi baharatla pişirmesini bilmezler. Bunu fazla önemli de bulmazlar” diye yazar. Busbecq de Türklerin sülün, ardıçkuşu ve saire gibi kuşların adını bile işitmediğini, iğdiş edilmiş horozun  Türklerce malum olmadığını kaydeder.
 
KEBAB TARİFLERİNapolyon’un isteğinden mi kaynaklandığı ya da Osmanlı ikramının bir özelliği mi olduğunu bilemediğimiz sebze ve meyve ağırlıklı ziyafet sofralarının yanı sıra Osmanlı sarayının günlük sofrasındaki yemeklerin çeşit çokluğu dikkat çekicidir. Ancak bütün bu yemek çeşitlerinin çokluğundan, havyar - istakoz gibi deniz mahsullerinden söz ederken tam aksi bir kanıyla İstanbul’un İsveç Elçiliğinde görevli olan M. De M. D’Ohsson gibi “...pek az balık yerler hele midye, İstakoz, karides v.s. asla sofralarında görülmez...” sözlerinin yer aldığı eserler ele alanlarda vardır. Bunlardan İngiliz gezgin Fynes Moryson ise eserinde “...yemeklerin çeşidi azdır...” bunlar balık bile yemezler... yemek sanatları da yoktur sade yemeklerle yetinirler, padişah bile sadece pirinç (pilav olsa gerek) yer ve su içer...” ifadesini kullanmıştır. Aslında padişahın içmesi; içecek olarak yalnız bulunduğundan, başka bir içeceğin olmadığından dolayı söz konusu olan bir olgu gibi görünmektedir. 
 


  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap

   
 
 

Benzer Haberler