loader
Tencerede Tavuk Kebabı Tarifi

Tencerede Tavuk Kebabı Tarifi

Beyaz Et Nedir? Beyaz et dendiğinde aklımıza ilk olarak balık, tavuk, hindinin de aralarında bulun...

Tencerede Tavuk Kebabı Tarifi 
Tencerede Tavuk kebabı kullanılan malzemeler
 
*    1 adet bütün tavuk

*    2 adet kuru soğan

*    2 su bardağı su

*    4-5 adet Arnavut biberi

*    3 yemek kaşığı tereyağı

*    1/2 bağ maydanoz

*    1 çay kaşığı karabiber

*    1 tatlı kaşığı kimyon

*    1 çay kaşığı tuz
 
Tencerede Tavuk Kebabı Hazırlanış Tarifi
Tavukları 8 eşit parçaya bölün. Tereyağını tencerede eritin. 
Tavukları kızdırdığınız tereyağının içine atıp renkleri değişene kadar arkalı önlü çevirerek kızartın. 
Tavuklar kızardıktan sonra içine tuz, karabiber, kimyon ve iri doğranmış soğan ile Arnavut biberlerini ekleyin. 
2 su bardağı suyu ilave edip, altını kısarak 20-25 dakika pişmeye bırakın. 
İnce doğranmış maydanozları üzerine serpip servis yapın.
 
Beyaz Et Nedir?
Beyaz et dendiğinde aklımıza ilk olarak balık, tavuk, hindinin de aralarında bulunduğu birçok kanatlı hayvan ve deniz canlısı geliyor. Özellikle tavuk eti, hem tarif çeşitliliği hem de pişirme kolaylığı nedeniyle beyaz et konusunda tercih sebebi oluyor. Üstelik tavuk eti besin değeri bakımından oldukça yüksek ve faydaları da saymakla bitmiyor.
 
Ancak ne yazık ki günümüzde, taze ve günlük tavuk eti bulmak bir hayli zor. Bu nedenle beyaz et tüketirken, özellikle de tavuk eti tüketirken son derece dikkatli olmak gerekiyor. Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz tavuk, balık gibi beyaz et kaynağı besinler çevre kirliliği, olumsuz yetiştirilme koşulları vb. nedenlerle bizlere yarardan çok zarar verebiliyor. Dolayısıyla, tavuk da dahil olmak üzere beyaz et konusunda, gıda güvenliği onaylanmış, yüksek kalitedeki et tedarikçilerle çalışmak oldukça önemli.
 
Tavuk Eti “Beyaz Etin” Faydaları
Biraz da tavuk etinin faydalarından bahsedelim. Sonuçta tavuk eti yemekleri, birçok insanın en fazla tükettiği ve sevdiği yemekler arasında yer alıyor. Ayrıca bu maliyeti düşük ve besin değeri bakımından oldukça zengin olan beyaz et türü, güvenilir bir şekilde tüketildiğinde sağlığımız için oldukça yararlı.
 
Tavuk eti, “Beyaz Et” önemli bir protein kaynağı
Tavuk eti yağsız ve protein bakımından oldukça zengin bir beyaz et türü. Elbette bu noktada pişirme koşulları büyük önem arz ediyor.
 
Tavuk eti, “Beyaz Et” son derece ekonomik
Tavuk eti besin değeri bakımından zengin bir gıda olduğu için rahatlıkla tüketilebilir. Üstelik son derece ekonomiktir, bu da onu bol miktarda tüketilebilecek bir protein kaynağı yapar.
 
Tavuk etinin “Beyaz Et” hazmı oldukça kolaydır
Tavuk eti yağsız, protein bakımından zengin ve kısa lifli bir et türüdür. Bu da onu çiğnenmesi kolay ve hazmı kolay bir gıda yapar.
 
Tavuk eti, “Beyaz Et” vitamin kaynağıdır
Tavuk eti sadece protein değil; demir, fosfor ve B grubu vitaminler bakımından da oldukça zengindir.
 
Tavuk eti, “Beyaz Et” aminoasit bakımından zengindir
Tavuk eti, aminoasit bakımından zengindir ve bağışıklık sistemi için de oldukça yararlıdır: Tavuk etinde bulunan aminoasitler, hücrelerin büyümesi ve onarımı için çalışırlar. Ayrıca içeriğinde bulunan B grubu vitaminler de, bağışıklık sistemi için çok yararlıdır.
 
Tavuk eti, “Beyaz Et” aminoasit bakımından zengindir
Tavuk eti, sıcak ve soğuk tüketilebilir ve tavuk eti yemekleri çok çeşitlidir: Besin değeri bakımından oldukça zengin olan tavuk eti, sıcak ve soğuk tüketilebildiği için hem çocuklar hem de yetişkinler için keyifle tüketilebilir. 
 
Evliya Çelebinin Ve Yabancı Seyyahların Kayıtlarında Geleneksel Türk Mutfağında ve Osmanlı Saray Mutfağında “Kümes Hayvanları” Hakkında Bazı Dipnotlar;
 
Osmanlı da Kırsal kesimde bol miktarda yoğurt ve ürünleri tüketilirdi ve ayrıca şehirlerde ise yine bol miktarda kümes hayvanlarında tavuk tüketilmesine rağmen, kırsalda yaşayan halkın tavuktan ziyade daha çok kırmızı eti tercih ettiği de bir gerçek..!
 
Kâtiplerin sofrasında görülen diğer bir tatlı çeşidi ise zırba idi. Görünen o ki, zırba badem, bal (‘asel), nişasta, zencefil, incir, zerdali ve kırmızı kuru üzüm (meviz-i sürh) ile yapılan bir çeşit muhallebiydi. Kâtiplerin önüne hangi et yemeğinin geleceği pek belli değildi. Onlara sunulan şurba-i makiyan kırk tavuktan, paşaların çorbası ise on dört tavuktan yapılmıştı; ancak ehl-i divan üyelerinin başka kümes hayvanlarından yiyip yemedikleri belirtilmemiş. Toplam 132 güvercinin, 90 ni vezirlere, 32’si ağalara, ıo’u ise darüssa’ade ağalarına ayrılmış, 16 kaz ile 33 ördek paşalar ile belirtilen diğer gruplardan biri arasında paylaştırılmış, aslan payı yine vezirlere düşmüştü. Şerbet konusu belirsiz kalıyor; 
 
4 Zilka’de 1059/10 Kasım 1649 tarihinde verilen ilk yemek muhtemelen, Lekcse’li Istvan Sulyok için düzenlenen kabul davetiydi. Bu ziyafet etkinliğini düzenleyenler söz konusu ziyafetin ilk dört çeşidinde bayram ziyafetinin sırasını izlemişlerdi; bu yemekler sofradan kaldırıldıktan sonra altı çeşit tatlı ve iki çeşit yahni sunulmuştu. Bunları balık kavurması (kavurma-ı mahi) ve balık çorbası (şurba-ı maili) takip etmişti. Bir mastabe arasının ardından, yemek dört çeşit kümes hayvanı kebabıyla sona ermişti; bu kez de konuklar güvercin, kaz, tavuk ve ördek arasından seçim yapabiliyorlardı.
 
Osmanli Saray Mutfağı
İmaretlerde, bir öğün için genellikle tek çeşit ama iyi bir yemek yeterli oluyordu. Bu yüzden, ehl-i divana sunulduğu üzere iki çeşit yemekten oluşan bir öğün elbette orta gelirli sıradan bir kentlinin yediğine oranla daha iyi sayılacaktı. Ta’am-ı paşayanın normal bir öğününün altı ayrı çeşitten oluşması, bu yemeğin olağandışı niteliğine işaret etmektedir.
 
Özel yemek çeşitlerinin listeye eklenmesiyle, yemeğin ve katılımcıların yüksek statüsü iyice vurgulanmaktadır. Danenin yanı sıra tatlılar, özellikle de zerde, statü göstergeleridir; zerde bugün bile düğün kahvaltısının geleneksel unsuru sayılır. Bir zamanlar düğünün ertesi günü ikram edilen paça da vezirlerin yüksek rütbesine işaret ediyor olmalıdır.
 
Başta güvercin olmak üzere kümes hayvanları da sadece mutlu azınlığın ayrıcalığıydı. Elimizdeki malzemelerle hemen hemen aynı dönemi kapsayan, Sohbetnâme’de konuklara sunulan değişik yemek çeşitlerinden söz edilir; bu çeşitler altı ile yirmi dört arasında değişmekteydi. 
 
Bu iki ziyafetin düzeni esas itibariyle kurban bayramı için verilen ziyafete benziyor. Elbette, kurban bayramında sunulan çeşitlerin tümü daha önceki listelerde görülmüyor. Keklik, kaz ve balık çorbası bu listelerde yer almıyor; meyve ya da meyve dolmalarını da bulamıyoruz. Ayrıca, tatlı ve et yemekleri sayısı da daha az. Ancak, kaz ve keklik dışında kümes hayvanları açısından neredeyse hiçbir fark yok; aynı durum pilav, börek ve aşlar için de geçerli.Yemek çeşitlerinin sırasına gelince, daha küçük çaplı iki ziyafet arasında yine pek fark yok.
 
Her ikisi de dane çeşitlemeleri ve tavuk çorbasıyla başlayarak muhtelif çorba ve aşlarla devam etmiş. Bundan sonra gelenler ise sadece sebze yemeklerinden oluşmaktadır. 6 Zilhicce tarihinde, sebze yemeklerinin ardından üç çeşit tatlı gelirken, i Zilhicce’de konuklara bir çeşit tatlı, bir börek ve bir yahni ikram edilmiştir. Ardından yedi çeşit et yemeği gelmiş, bir sonraki et yemekleri silsilesinden önce araya i Zilhicce’de tatlılar, 6 Zilhicce’de ise çılbır ve sütlaç girmişti. Konuklar bundan sonra sirkeli paça, baş ve işkembenin ya da sucukların tadını çıkarmışlardı. 
 
Fatih Sultan Mehmed’in mutfağına ait muhasebe defterlerinde değişik balık türlerine rastlamak mümkünse de, daha sonraki dönemlerde balığın pek rağbette olmadığı görülüyor. Erdel elçisine verilen ziyafetlerin yanı sıra saray mensupları için düzenlenen ziyafetlerde de balık bulunduğuna göre, bunu özel bir anlamı olmaksızın ikram çeşitlerine yapılan bir ek olarak görmeliyiz.
 
Balık bütün Hıristiyan toplumlarında inanç nedeniyle tüketilmesine rağmen Batı’nm gösterişçi tüketiminde de asla popüler bir yiyecek olmamış, hafif bir yemek olarak etin düşük bir alternatifi sayılmıştır. Osmanlılarin pek çoğuna göre de balığın sadece lüks tüketimi zenginleştirici bir unsur olarak kalıp, itibar açısından asla et ve tavukla boy ölçüşecek duruma gelememesinin benzer nedenleri olabilir. Resmi yemeklerin şu ana kadar ele almadığımız önemli unsurlarından biri de tavuk ve diğer kümes hayvanlarıydı. 
 
Aslında, en azından şerhlerde kimi kez “perhiz-i paşayan” olarak geçen şurba-ı makiyan biçiminde bile olsa, içinde tavuk bulunmayan tek vezir sofrası yok. Üstelik, vezirlere sunulan sıradan mönülerde yer alan kebap ve yahnilerin tam yüzde ellisi tavuk veya güvercinden yapılmış; divan yemeklerinde kümes hayvanlarının payı daha da büyük. Küçük ziyafetlerde, tavuk ve diğer kümes hayvanları et yemekleri arasında aslan payına sahip. Defterimizde Receb 1074/29 Ocak- 27 Şubat 1664 dönemini kapsayan listeye göre, sarayda 13.516 adet tavuk tüketilmişti; bu da 346’sı vezirlere ayrılmış olmak üzere günde 450’den fazla tavuk demekti.
 
Saraya yılda 155.059 adet tavuk alındığını gösteren daha ileri tarihli bir belge de bu rakamları destekliyor, ki bu da günde ortalama 425 tavuk anlamına gelir. Anlaşılan 18. ve 19. yüzyıllarda, kümes hayvanı, özellikle de tavuk tüketimi neredeyse bir tutkuya dönüşmüştü. Elbette, bu gıda maddesi diğer et çeşitlerinden biraz daha pahalı olması nedeniyle daha itibarlıydı.
 
Muhtemelen Abbasi sarayında da tercih tavuktan yanaydı, dolayısıyla eski bir İslam, hatta belki İslam öncesi saray geleneği olarak algılanabilir. Daha eski tarihli mutfak defterlerine baktığımızda, en azından II. Mehmed zamanından itibaren, Osmanlı hükümdarlarının ve maiyetindekilerin kümes hayvanlarına rağbet etmiş olduklarını görürüz. Yaklaşık yüz yıl sonraya, 981/1573-74 yılma ait muhasebe defterine göre, kümes hayvanı tercihi keklik, yaban kazı (angıt) ve orman tavuğunu (bedenos) da kapsıyordu.
 
Avcılığın en üstün padişah sporu olarak sahip olduğu itibarı düşünecek olursak, saray mutfağıyla ilgili belgelerde geyik ve diğer av hayvanlarına nadiren rastlanması oldukça şaşırtıcıdır. Ancak, 981 tarihli defterde yer alan kümes hayvanlan listesinde tavus bile vardır.Batı’daki ortaçağ şenliklerinde tavus kızartması hayli moda olmuştu.
 
Fakat İslam dünyasında, özellikle de güzel sanatlarda, tavus genellikle cenneti simgelediği için bu kuşu yemek kazanının içinde görmek oldukça tuhaf. II.Mehmed zamanında balık, havyar ve karidese, 16. yüzyılın ikinci yarısında kümes hayvanlarının daha ender türlerine duyulan ilginin dışında, 15. ile 17. yüzyıllar arasında sarayın yeme içme alışkanlıkları fazla değişmemişti. 
 
Ancak, daha fazla çeşide ve daha fazla miktarda yiyecek tüketimine doğru hafif bir eğilim görülüyor. Sarayın hayli muhafazakâr yemek eğilimlerinin bir göstergesi, hindiye ilgisizliktir; hindiye ne vezirlerin mönülerinde ne de büyük ziyafetlerde rastlanır. Oysa hindi 17. yüzyılda İstanbul’un orta tabakadan sakinleri arasında hem biliniyor, hem de itibar görüyordu.Kümes hayvanları Batı’da da popülerdi.
 
Tıpkı ağaçların en yüksek dallarında yetişen meyveler gibi, kuşlar ve kümes hayvanları da yüceliğin simgesi sayılıyor, soylulara uygun yiyecekler oldukları düşünülüyordu.Osmanlı bağlamında, kümes hayvanlarının ve yabani kuşların revaçta olmasını basitçe servetin ve itibarın sergilenmesi olarak düşünebiliriz. Tavus kebabını ise egzotizmin ifadesi olarak algılayabiliriz. Bu, düşüncelerimize son noktayı koymak için uygun bir yer olabilir.
 


  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap