loader
Tokat Mutfağı Bölüm -01-

Tokat Mutfağı Bölüm -01-

Tokat mutfak kültürü ve bu kültürün betimlenmesidir. Çalışma ulaştığı sonuçlar bakımından, hem yemek...

Tokat Mutfağı Bölüm -01-
Bir Yemek Sosyolojisi Denemesi Örneği Olarak Tokat Mutfağı “Adem SAĞIR”
 
Toplumların tarihsel bir parçası olarak yüzyılların birikimini ve çeşitliliğini taşıyan yemek olgusu, sadece bir karın doyurma eyleminden ziyade kültürel kalıpların da bir parçası olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda yemek, törenlerin, dinsel merasimlerin, düğünlerin, eğlencelerin, ölümlerin, festivallerin ve pek çok toplumsal davranışın temel olgularından birisidir. Yemek, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin ve dayanışmanın da araçsallaştırılmış bir haliyle toplumsal alana çıkar. Eğlenceler, dost sohbetleri, misafir ağırlama, düğün, nişan, adak, bayram ritüelleri, dinsel törenler gibi toplumsal olgular yemek kültürüyle de paralel gelişerek toplumda bir iletişim ağının oluşmasına katkı sunar. Yemek kültürü üzerinden hareketle yapılacak bir yemek sosyolojisi çalışması, aynı zamanda, ritüellerin, halk inanmalarının ve mutfağın da sosyolojisi olma çabasını da ifade edecektir. 
 
Bu çalışmada temel amaç, mutfakların bir toplumun tarihini kültürel, tinsel, ekonomik ve politik boyutlarıyla yansıtan bir ayna olduğu düşüncesinden hareketle, yemek kültürünün toplumsal dayanışma ve bütünleşme aracına dönüştüğü törenler, eğlenceler ve festivallerdeki yerini tartışmaktır. Çalışmanın kendisini sınırladığı örneklem ise Tokat mutfak kültürü ve bu kültürün betimlenmesidir. Çalışma ulaştığı sonuçlar bakımından, hem yemek kültürünün toplumsal kökenlerini incelemiş hem de bu bağlamdan hareketle toplumsal davranışlar ve alışkanlıklar üzerindeki etkisini ele almış olması bakımından bir yemek sosyolojisi denemesi olarak tasarlanmıştır. Çalışma, Tokat mutfağını yemek sosyolojisi bağlamında değerlendirmiş ve Tokat yemek kültürünün kimlikle ilişkili taraflarını çözümlemiş olması bakımından da alana katkı sunmayı hedeflemiştir. 
 
Toplumları geçmişten bugüne taşıyan temel unsurlar, kültür kavramının içeriğinde ifade edilir. Bu anlamda kültürün bir topluma şekil verdiği ve onu soyut-somut imajlarla şekillendirdiği iddia edilebilir. Din, inanç, değer, tutum ve algılamalar soyut imajlar olarak kültürün temel dinamiklerini oluştururken, kurumlar, festivaller, gelenekler, adetler gibi somut imajlar ise kültürün yapısal unsuları olarak düşünülebilir. Bireylerin kültürü öğrendikleri süreç aynı zamanda toplumsallaşma süreci olarak ifade edilir ve bu süreçte bir kültürel yapı içerisinde nasıl davranılması gerektiği öğrenilir. Kimlik edinme süreci olarak da açıklanan toplumsallaşmada, toplumsal ilişkiler, toplumsal paylaşımlar ve toplumsal birliktelikler önemli unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğum, evlenme, sünnet, ölüm gibi pek çok toplumsal olay, toplumsal birliktelikleri, paylaşımları ve davranışları yansıtması bakımından dikkate değerdir. Çalışmaya konu olması bakımından “yemek” olgusu bu paylaşımların etrafında gerçekleştiği bir olgudur. 
 
Toplumların kültürel bir parçası olarak yüzyılların birikimini ve çeşitliliğini taşıyan yemek kültürü olgusu sadece bir karın doyurmaktan ziyade törenlerin, dinsel merasimlerin, düğünlerin, eğlencelerin, ölümlerin, festivallerin ve pek çok toplumsal davranışın vazgeçilmez öğelerinden birisi olmuştur (Bkz.Beşirli, 2010; Beşirli, 2011). Geçilen coğrafyalar değiştikçe yemeklerin ve yemeklere ait toplumsal kültürün biçimlerinin ve formlarının da değiştiği görülmektedir. Yemek kültürünün çeşitlenip özelleşmesinde ekolojik çevre, dinsel inançlar, kültürel birikimler, sosyal ve etnik farklılıklar, eğitim düzeylerinin ve kültürel mirasın toplamının damak zevkleri ile bütünleşmesinin etkisi büyük önem taşımaktadır. 
 
Bu bütünleşmenin bir göstergesi olarak hemen her toplum, belli ritüellerle ve merasimlerle zamanının belli bir kısmını yemeğe ayırmaktadır. Bu anlamlıyla yemek, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin ve dayanışmanın da araçsallaştırılmış bir haliyle karşımıza çıkmaktadır. Eğlenceler, dost sohbetleri, misafir ağırlama, düğün, nişan, adak, bayram ritüelleri, dinsel törenler gibi sosyal olgular yemek kültürüyle de paralel gelişerek toplumda bir iletişim ağının oluşmasına katkı sağlamaktadır. Sözel iletişim ağı olarak da değerlendirilebilecek bu süreçte, yemeğin toplumsal bir işlevselliğe bürünerek toplumsal dayanışmayı artırdığı ve birlikteliklere meşruiyet sağladığı görülmektedir. 
 
Bir yemek sosyolojisi çalışması söz konusu olduğunda farklı noktalardan hareketle çalışmanın tasarlanabileceği ileri sürülebilir. 
 
* Yemek etrafında gerçekleşen törenlere odaklanma: 
Daha öncede belirtildiği gibi toplumda gerçekleşen pek çok törenin, festival ve eğlencenin temel öğelerinden birisi hazırlanan yemeklerdir. 
 
* Mutfak kültürü olarak yemek olgusuna odaklanma: 
Özellikle yemekler ve yemeklerin ortaya çıkış süreçleri temel olarak incelenir. Amaç, çevresel ve sosyal şartların belirlediği yeme alışkanlıklarına ve mutfak kültürüne odaklanmaktır. 
 
* Yemek olgusunu beslenme kültürüyle ilişkili olarak düşünme: 
Burada yemeğin sosyal boyutu önemlidir. Sosyal boyuttan kasıt, sınıflararası farklılıklardan kültür ile kimlik ilişkisine farklı alanlarda toplumsal durumları ve bireysel yorumlamaları yemek olgusu üzerinden çözümlemektir. 
 
ETLİ YEMEKLER
Yemek anlaşılacağı üzere kültürle karıştığı noktada karşımıza bir kimlik öğesi olarak da çıkar. Yemek kültürünün çeşitlenip özelleşmesinde ekolojik çevre, dinsel inançlar, kültürel birikimler, sosyal ve etnik gruplar, eğitim düzeyi ve kültürel mirasın toplamının damak zevkleri ile bütünleşmesinin etkisi büyük önem taşır. Bu bütünleşmenin bir göstergesi olarak hemen her toplum, belli ritüellerle ve merasimlerle zamanının belli bir kısmını yemeğe ayırdığı görülmektedir. Bu anlamlıyla yemek, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin ve dayanışmanın da araçsallaştırılmış bir haliyle karşımıza çıkmaktadır. 
 
Eğlenceler, dost sohbetleri, misafir ağırlama, düğün, nişan, adak, bayram ritüelleri, dinsel törenler gibi sosyal olgular yemek kültürüyle de paralel gelişerek toplumda bir iletişim ağının oluşmasına katkı sağlamaktadır. Yemeğin diğer toplumsal fonksiyonlarını ise şu şekilde sıralamak mümkündür. Buna göre yemek kültürü bir statü simgesi ya da arkadaşlık, dostluk ve iletişim aracıdır. Hediyeleşerek toplumda paylaşmanın oluşmasına katkı sağladığı gibi festivaller, ziyafetler ve diğer törenlerde eğlence aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyalleştirme aracı olarak kullanılan yiyecekler olduğu gibi turizm yoluyla da kültürler arası ilişkilerin oluşmasına katkı sağlamaktadır. 
 
Bu bağlamdan hazırlanan bu çalışmada temel amaç, mutfakların bir toplumun tarihini kültürel, tinsel, ekonomik ve politik boyutlarıyla yansıtan bir ayna olduğu iddiasında hareketle, yemek kültürünün toplumsal dayanışma ve bütünleşme aracına dönüştüğü törenler, eğlenceler ve festivallerdeki yerini tartışmaktır. Çalışmanın kendisini sınırladığı örneklem alanı ise Tokat mutfak kültürü ve bu kültürün betimlenmesidir. Çalışmanın birinci bölümü, yemekler etrafında gerçekleşen törenlerin ve ritüellerin toplumsal kökenlerini kültür ve kimlik bağlamında ve Türk kültürü örneğinde çözümlemiştir. Tokat mutfağı ise bölgenin mutfak kültüründeki temel karakteristiklerin betimlenmesini ve yemeklerin kültürel kökenlerinin çözümlenmesi bakımından araştırmanın ikinci bölümüne yerleştirilmiştir. 
 
Bu bağlamda Tokat mutfağının seçilmesinin arkasında yatan en önemli özellik, tarih boyunca pek çok medeniyetin birikimi olarak günümüze kadar süregelmiş yemek çeşitleri ile dolu olması ve daha çok sentez bir mutfak kültürü oluşturmuş olmasıdır. Bu mutfağın oluşmasında Tokat‟ın verimli bir havzada yer almış olmasının da önemli bir etkisi vardır. Unlu besinlerle yapılan pek çok yemek, asma yaprağının pek çok değişik biçimlerden kullanılması, Kazova üzümü, zile pekmezi, cevizli bat gibi pek çok çeşit Tokat mutfağının kendi özgü tatları olarak karşımıza çıkmaktadır. Mutfak kültünün kullandığı yerler ise kız görme, kız isteme, söz, nişan, kına, düğün, sünnet, bayram ve ölüm gibi toplumsal ritüeller ve törenlerdi. Bu bağlamda mutfak, hem bir araç hem de insanlararası dayanışmayı sağlayan bir etkinlikler toplamıdır. Tokat mutfağında Alevi kültürünün de belirgin bir etkisinin görülebilir olması, yemek olgusunun kültür ve kimlik ilişkiselliğinde tartışılmasının da temel gerekçesi olarak kabul görmektedir. 
 
Çalışmada temel iddia Tokat mutfak kültünün kullanıldığı temel alanların kız görme, kız isteme, söz, nişan, kına, düğün, sünnet, bayram ve ölüm gibi toplumsal ritüeller ve törenlerden oluşmasıdır. Bu bağlamda mutfak, hem bir araç hem de insanlar arası dayanışmayı sağlayan bir etkinlikler toplamı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada ulaşılan sonuçlar bakımından, hem yemek kültürünün toplumsal kökenlerini incelenmiş, hem de bu bağlamdan hareketle toplumsal davranışlar ve alışkanlıklar üzerindeki etkisinin ele alınmış olması bakımından bir yemek sosyolojisi denemesi olarak tasarlanmıştır. 
 
2. Yemekten Kültüre Toplumsal Kimlik 
Yaratılış hikayesinde Âdem‟in cennetten çıkarılışı ile başlayan insanın dünyaya geliş hikayesinde önemli bir tema olarak bir adet elmanın varlığı dikkat çeker. “Elma” ile “sonsuz yaşamın kazanılması” arasında kurulan ilişki, yemeğin böylece Tanrı‟ya karşı ilk günah işlemenin de metaforu olarak kullanılmasını betimler. Benzer şekilde bir başka örnek ise İsa‟nın çarmıha gerilmeden önce havarileriyle birlikte yediği “Son Akşam Yemeği”dir. Bu yemek sırasında İsa‟nın yaptığı konuşma Yuhanna Kitabı‟nda uzunca betimlenmektedir. Görselleştirilerek bir tabloya dönüştürülen Son Akşam Yemeği‟nde İsa ve Havarileri Kutsal Kase‟den şarap içerken ve ekmek yerken betimlenmektedir. 
 
Aslında geçilen coğrafyalar değiştikçe yemeklerin ve yemeklere ait toplumsal kültürün biçimlerinin ve formlarının da değiştiği görülmektedir. Özellikle ekolojik çevre (fiziki çevre) söz konusu olduğunda mutfak kültürünün karakteristiğinin şekillenmesinde birinci derecede etkili olduğu görülür.2 Denize kıyısı olan bölgelerde deniz ürünlerinin mutfak kültüründe ve beslenme alışkanlıklarında hakim olduğu; tahıl yetiştirilen yerde tahıl ürünlerine bağlı yeme alışkanlıkların oluştuğu görülür. Geçimlerini hayvancılık ile sağlayan yerlerde ise birinci derecede et ve et ürünlerinin mutfak kültüründe önemli unsurlar olması hem tarımla hem de geçim kültürüyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca gelir kaynaklarının da yemek kültürünün toplumsal bir görüntüsü olan beslenme alışkanlıklarını etkilemesi bakımından dikkat çekmektedir. Burada özellikle maddi olarak sınıflar arası farklılıklar dikkat çeker ve güçlü olanın yani ekonomik anlamda zengin olanın daha iyi beslendiğini betimler. 
 
İnsanların alım güçleri, yemek olgusu söz konusu edildiğinde doğrudan dikkatimizi çekmektedir. Yerleşim bölgelerine göre de mutfak kültürünün biçimlerinin değiştiği ve beslenme alışkanlıklarının yaşanılan yöreyle doğrudan ilişkili olduğu, farklılık taşıdığı görülür. İehir mutfağı ile köy mutfağı arasında belirgin farklılıklar vardır. İehir mutfağının alım gücüyle ve alışveriş imkanlarıyla geniş bir alan üzerinde şekillendiği görülür. Böylece şehirlerde çok biçimli bir mutfakla karşılaşılır. Çok biçimli bir mutfağın, aynı zamanda insanların alım güçleriyle doğrudan ilişkilendirildiği görülür. Bu aynı zamanda beslenme kültürü olarak da ifade edilebilir, ancak bir bütün olarak bakıldığında yemek sosyolojisi basamaklarında önemli bir öğe olarak göze çarpar. Köy mutfağında ise belirgin bir şekilde günlük tüketimler hakimdir. 
 
Kuşkusuz bu farklılaşmada zihniyetin ve düşünme biçimlerinin somut etkisi görülür. Burada bütün bu betimlemelerde karıştırılmaması gereken iki nokta vardır. Birincisi mutfak kültürü dediğimiz şeyin geçmişten bugüne taşınan kültürel unsurlarla yakından ilişkili olduğu ve birer kimlik aracı olarak ifade edilişidir. Mutfak kültürü temel özelliklerini taşır ve kalıcı değişimler geçirmesi zaman alır. Festivaller, törenler ve eğlencelerde kullanılan yeme içme ritüelleri tam da bu noktada karşımıza çıkar. Bu noktalar, bir mutfağın aynı zamanda kimlikle ilişkisini de ortaya koyar. İkincisi beslenme kültürüdür ki bu daha alt bir düzeyi ifade eder. Sosyo-ekonomik durumlarla yakından alakalıdır ve daha kolay değişebilir niteliklere sahiptir. 
 
Bütün bu betimlemeler dikkate alındığında yemek sosyolojisinin, yemeğin, insanların yaşam biçimlerini belirleyen bir unsur haline dönüştüğü noktalarla ilgilenmesi gerektiği iddia edilebilir. Buradaki temel odak; insanların yemek ihtiyaçlarına dönük olarak çevreye karşı verdikleri tepkiler, aynı zamanda belli bir kültürel değerler ve sistemler oluşturmanın da temel sebebi olmuş olmasıdır. Örneğin ilk topluluklarda avcılık ve toplayıcılık üzerine kurulu bir hayat algılaması mevcuttu. Bu hayatın içerisinde yemek kültürü; yabani yiyecek toplama, balıkçılık, tarım ve hayvancılık üzerine kurulmuştu. Daha sonraki süreçte değişen yaşam şartları ile birlikte yemek kültürünün de insanların değişen gündelik yaşam alışkanlıklarıyla paralel bir biçimde değiştiği görülmüştür. Artık toplumlar göçebe olmanın getirdiği avcı ve toplayıcı olmaktan ziyade, yerleşikliğin getirdiği tarım toplumlarına dönüşmüştür. Yaşanan bu dönüşümle birlikte yemek kültürün de değiştiği ve değişen yemek kültürünün de toplumu değiştirmeye başladığı görülmüştür. 
 
Bütün bunlar bir arada düşünüldüğünde, insanlık tarihinin aynı zamanda lezzetin ve yemeğin de tarihi olduğunu ileri sürmek mümkündür. İnsanların genelde beslenme özel de ise yemekle ilgili düşünceleri ve algıları sürekli değişmiştir. Geleneksel toplumlarda gündelik hayat içerisinde sadece ihtiyaç olarak algılanan, festivallerde ve törenlerde bir paylaşıma dönüşen “yeme” eylemi, modern dönemde, insanların estetik kaygılarla süslediği ve bir “serenomi”ye dönüşmeye başlamıştır. Artık yemek, bir kültürel biçim olarak festivallerdeki ve eğlencelerdeki konumu korumakla birlikte, farklı anlamlarda yorumlanmaya başlamıştır. 
 
Yemeğin sunuluş biçimi, yemek yenilen mekanlar, yemeğe giderken giyilen kıyafetler, çalan müzik, kaşıklar, yemeğin sunuluş biçimleri gibi. Giddens‟e göre (2000:4) tüm toplumlarda yeme-içme aslında toplumsal etkileşimin ve törenlerin gerçekleştirilmesi için ortamlar oluşturmaktadır. Yemekler ve içecekler, içerisinde üretildikleri toplumun kültürel niteliğine göre bir simgesel değer taşımaktadır. Bu bağlamda hareketle yemek, aynı zamanda hem kültürü etkilemekte hem de kültürden etkilenmektedir. Aslında yemek sosyolojisi dendiğinde geçmişten bugüne yaşanan değişimleri başlıklarla sıralamak mümkündür: 
 
1. Artık günümüzde küreselleşmenin getirdiği sentez mutfaklar söz konusudur. Yemeğin sosyolojisi, küreselleşmenin her alanda getirdiği değişimleri mutfak kültürüne de yansıtması bakımından bu alanı da inceleme konusu yapmalıdır. 
 
2. Küreselleşmenin ve tüketim kültürünün de etkisiyle yemek alışkanlıkları değişti. Başka bir ifadeyle beslenme kültürü değişti. Artık fastfood yemek kültürü gittikçe toplumların yemek alışkanlıklarını etkilemektedir. Bu anlamda yemek sosyolojisi, bir alışkanlık olarak yemek yemenin niteliklerini, değişen ve değişmeyen yönleriyle çözümlemelidir. 
 
3. Turizm, dünya üzerinde gittikçe kültürel değişmelerin merkezinde olmakla birlikte, yemek kültürünün de ön plana çıktığı görülmektedir. Örneğin Türk mutfağı söz konusu olduğunda, Türk mutfağının zengin ve bol çeşitli olması turistlerin ilgisini çekmektedir. Yemek sosyolojisi bu bağlamda bu konuyla da yakında ilişkilendirmelidir kendini. 
 
4. Daha önce de belirtildiği gibi yemek yeme, modernleşmeyle birlikte bir estetik biçim kazanmaya başlamıştır. Özellikle bedenin şekillendirilmesi bağlamında sofraya oturma kalkma biçimleri, masabaşı yemekleri, kıyafetler, yemek araçlarının kullanım biçimleri ki özellikle kaşık, bıçak ve çatal sisteminin oldukça kompleks bir biçimde karşımıza çıkartıyor. Yemek sosyolojisinin odaklanabileceği noktalardan birisi olarak da bu durumu ifade etmek mümkündür. 
 
5. Geleneksel toplumlarda ortada bir yer sofrası ve tek bir kaptan yemek yemenin modern dönemle birlikte değiştiği görülür. Bireyselleşmenin bu noktada çok belirgin bir şekilde yemek yeme alışkanlıklarını değiştirdiği görülmektedir. Bireyselleşme aynı zamanda insanların algısını da değiştirmektedir. Estetik ve güzellik algılayışının bu noktada devreye girdiği ve süreci desteklediği görülmektedir. 
 
7. Yemek sosyolojisinde geleneksel dönemle modern dönem arasındaki farkın belirleyici noktası zihin dünyasının değişimidir. Zihin dünyasının değişimine paralel olarak bakış açısı ve dünyayı algılama biçimi de değişmektedir. Modern dönemde geleneğin yer sofrasına koyduğu tek tencere ve tabağın bütünselliği, “hijyen” ve “çirkin” yorumlamalarıyla parçalanıyor. Aynı tabakta yemenin sağlık ve temizlik açısından sakıncalarını ön plana çıkartarak sağlığın daha önemli olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu durum, aynı zamanda paylaşımların ve geleneksel bütünselliğin pozitif kaygılarla parçalanışı olarak okumak mümkündür. Yemek sosyolojisinde bu durumun çözümlenmesi de önemli bir ayaktır. 
 
BALIK YEMEKLERİ
3. Türk Mutfak Kültüründe Yemeğin Toplumsal Serüveni 
Mutfak ve yemek kültürü kavramsal olarak insanların açlık hissini gideren yemek, yiyecek, içecek türleri ve bunların hazırlanma, pişirilme, saklanma ve tüketilme sürecini, buna bağlı mekan ve ekipmanı, yeme içme geleneği ile bu çerçevede gelişen inanış ve uygulamalardan oluşan bütünsel ve kendine özgü bir kültürel yapıyı anlatır (Çevik, 1997). Antropologlar, insanların acıkması ve açlığını gidermek için yemek yemesi genel bir biyo-kimyasal olay iken, bu açlığın ne şekilde ne zaman ve hangi yemeği seçerek gidereceğinin önemli bir kültürel olgu olduğu noktasında hemfikirdir (Haviland, 2002:71-73). Tezcan‟a (2000:1) göre de yiyecekler ve içecekler, sosyo-kültürel anlamı olan ve toplumdan topluma değişen kültürel öğelerdir. 
 
Türk mutfağı söz konusu olduğunda, dünyada sayılı mutfaklar arasında olduğu görülür. Evliya Çelebi dahi Seyahatnamesi‟nde çağrılı olduğu bir konaktaki iftar sofrasında onbir çeşit pilavdan söz etmektedir (Akt.Erten, 1986:275). 
 
Kuşkusuz be zenginliğin oluşmasında Türk kültürünün tarihsel olarak oldukça eskiye dayanması belirleyici olduğu gibi, Türklerin geçmişten bugüne göçlerle farklı coğrafyalar-kültürlerle karşılaşmaları sentezlenmiş zengin bir mutfağın ortaya çıkması da etkili olmuştur. Toplumsal açıdan toy geleneği, eğlenceler, dini törenler, festivaller, ölüm törenleri, sünnetler, doğum gibi pek çok toplumsal birliktelikte de bu mutfağın birleştirici bir unsur olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Nitekim bu bağlamda düşünüldüğünde Mehmet Eröz, Türk töresinde yemeğin önemli bir yeri olduğunu belirtmiş, bunu açıkça karakterize eden örnekler olarak da; yağmalı toylar, imece toplantıları, doğumlar, ölümler, düğünlerde yenilen yemekleri belirtmiştir. 
 
Eröz, bu toplantılarda geleneğe göre sofralar hazırlanır, yemekler çıkarılır, bütün oymak, boy veya köy halkı birlikte yer, birlikte eğlenir veya acıyı paylaşmaktadır (Eröz, 1977:158). 
 
Türkler, ilk dönemlerden itibaren yemek törenlerine ve beslenme kültürüne önem vermişlerdir. Öyle ki Türk idarecileri, öncelikle milletini aç ve çıplak bırakmamayı ana ilke edinerek ülke yönetiminde başarılı bir profil çizmişlerdir (Bkz.Öcal, 1985:161; Talas, 2005:275). Kuşkusuz bu durum, Türk siyasi yapısında “kut” anlayışıyla ilişkilendirilebilir. Kut anlayışı, hükümdarı ya da yöneticiyi Tanrının yeryüzünde bir gölgesi olarak kabul eder ve Tanrı adına insanları yönetmesi, gözetlemesini ifade eder. Yoksulların gözetilmesi, sonraki dönemde vakıf düşüncesinin ortaya çıkmasına neden olmuş ve burada aşevleri önemli birer müessese olarak ön plana çıkmıştır.3 
 
Geçmişten günümüze değerlendirildiğinde yemeğin, sadece bir beslenme olayı olmadığı toplumsal davranışlar ve alışkanlıkları da beraberinde getirdiği görülebilir. Çeşitli sözlü ve yazılı belgelerle günümüze kadar taşınan yemek kültürü ile Türk toplumun geçmişten bugüne bir profilini çıkartmak mümkün olduğu gibi toy, tören, eğlence ve diğer şenliklerde uygulanan toplumsal davranış ve alışkanlıkları da okumak mümkündür. bu bağlamda düşünüldüğünde yemeğin bir toplumsal fonksiyon olarak bütünleşme de ve kollektiflik olma düşüncesini güçlendirdiği iddia edilebilir. 
 

 



  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap

   
 
 

Benzer Haberler