Hititlerde Yemek Kültürü Nedir?

Hititlerde Yemek Kültürü Nedir? "Bölüm - 01"

Yaşadıkları çağın fizikî şartlarını göz önüne getirirsek; sık sık karşılaşılan kuraklık; nüfus hareketleri, sel, yangın, zararlı haşereler gibi doğal afetler...

Hititlerde Yemek Kültürü Nedir? "Bölüm - 01" 
"Tolunay SANDIKCIOĞLU"
 
Çivi Yazılı Belgelerden Damak Tadımıza Kalan Miras
Tüm diğer milletler gibi Hititler de insanın temel sorunlardan olan karnını doyurma ihtiyacını karşılama derdine düşmüştür. Yaşadıkları çağın fizikî şartlarını göz önüne getirirsek; sık sık karşılaşılan kuraklık; nüfus hareketleri, sel, yangın, zararlı haşereler gibi doğal afetler, zorlu ve uzun askeri seferler ve diğer doğa olayları karşısında Hititlerin aşılmaz sorunlarla uğraşması ve ölüm-kalım savaşı vermesi abartılı gelmemeli…
 
Yetersiz ya da bozuk beslenmenin sağlık sorunlarına yol açtığı, göçlere hatta ölümlere neden olduğu bir ortamda; 
 
Avlanmak, tahıl ve sebze yetiştirmek gibi çeşitli işlerle uğraşan, kıtlık ve kuraklık dönemlerinde yiyecek uğruna savaşan, kuraklığın sona ermesi için de tanrılara yakaran Hititleri bir düşünün! Onlar için yemek, gündelik hayatın hayati öneme sahip ama lüks ve aşırılığa kaçmayan doğal bir parçası olur.
 
Evet, tanrılara sunulan, ritüellerde kullanılan yani dinsel anlamı olan yemeklerin hazırlanması veya sunulması özel bir çaba gerektirir; fakat sıradan Hititler için yapılacak işin çok olduğu bir ortamda fazla zaman harcamadan, pratik bir şekilde karnını doyurmak elzem olmuştur hâliyle…
 
Tanrılarını büyük ölçüde insan biçiminde (antropomorf) düşünürdü Hititler… Onların da beslenmesi gerekliydi, ayrıca öfkelenmemeleri için hoş tutulmalıydılar. İyi ki de öyleydi! Yoksa tanrılarına sunduklarını hiç yazmayacaklardı belki de… Ve belki de bizler, onların neler yediklerini hiç bilemeyecektik? 
 
Hititlerin tanrılarına sundukları yiyecekleri çeşitli kurban metinlerinde yazarak kaydetmeleri, bize dönemlerindeki yiyecek-içecek maddeleri, pişirme şekilleri, mutfak alışkanlıkları, yemek çeşitleri hakkında az da olsa bir fikir vermektedir bugün. Hititlerin yemek kültürüyle ilgili elde ettiğimiz belgelerin genellikle devlet arşivindeki ritüel metinleri olmasının nedeni de budur. 
 
Boğazköy’de bulunan ve Hitit İmparatorluk Dönemine (İ.Ö. 13. yy.) ait Tapınak Yönetmeliği tabletini buna örnek olarak verebiliriz. İstanbul Arkeoloji Müzesi Çiviyazılı Belgeler Arşivi’ndeki bu tablette şöyle yazar: 
 
“Günlük ekmekleri hazırlayanlar temiz olmalı. Banyo yapmalı ve üstüne başına bakmalı, saçları ve tırnakları temizlenmeli. Temiz elbiseler giymeliler. Temizlenmemiş vaziyetteyken ekmek yapmamalılar. Ekmeklerin piştiği fırın süpürülmeli ve ovulmalı. Ayrıca, ekmeklerin parçalandığı yere domuz veya köpek sokulmamalı.”  
 
İkinci bin yıl Anadolu’sunu düşünecek olursak tanrıları kızdırmamanın ne kadar önemli olduğu kolaylıkla anlaşılır. Tarıma bağlı olan günlük yaşamın sekteye uğramaması, kuraklık-kıtlık-salgın hastalıkların önlenmesine dolayısıyla tanrıların hoş tutulmasına bağlıydı. 
Türk Aşçı Haberleri arşivinde bulunan nefis ve lezzetli "balık yemekleri" tariflerimizi de görmek isterseniz aşağıdaki resmi tıklayınız…
İnsanların günlük hayatının önemli bir bölümünü tarım kaplıyordu. Bu uğraşı; tarla listeleri, tapu kayıtları, demirbaş listelerinde görmek mümkündür. Tapu kaydından alınan tipik bir paragrafta, Hititlerin tarlaları sürmek için büyük baş hayvanları beslediklerini ve pek çok ağaç yetiştirdiklerini öğreniriz. 
 
Tahıl üretiminin önemi, öncelikle Anadolu insanı için kutsal olarak tanımlanabilen yiyecek maddelerinden ekmeği akla getirir. Bu coğrafyada ekmeğe yüklenen dinsel anlam zamanla onun kutsallığını gerektirmiş, nimet olarak tanımlanmış, bu nedenle de en ufak bir parçası bile değerli sayılmıştır. 
 
Anadolu’da hâlâ yemin ederken kullanılan “Nimet çarpsın ki!” cümlesindeki nimet, ekmek ile eş anlamlıdır. Aslında Eskiçağın hemen tüm toplumlarında yiyecek ve içecekler, besin kaynağı olmanın ötesinde, birer tapınım aracına dönüşmüş, yani zaman içerisinde kültleşmiştir. Kutsallık atfedilen yiyeceklerin başında da, bereketi de simgeleyen “buğday” gelir. Dönemin tarımla uğraşan toplumları için, tahıl ürünleri, meyve ve sebzelerin yaşamın devamını sağlayan hayati unsurlar olduğu açıktır. 
 
Bu gerçek, onların yiyeceklerle tanrılar arasında bağlantı kurmasına ve tarım tanrısı kültleri geliştirmelerine yol açar. Bunların ilk akla gelen örnekleri; Hititlerde tarım, bolluk, bereket tanrısı Telipinu, Eski Yunan’da başak ve bereket tanrıçası Demeter, üzüm ve şarap tanrısı Dionysos’tur. 
 
Kurbanlık Ekmekler, Dört Bin Yıllık Öğütler
Tarihin tüm dönemlerinde beslenme ve sosyo-kültürel açıdan çok önemli bir yeri olan ekmek, genellikle çeşitli tahıl unlarına su, tuz, maya eklenerek hazırlanan kütlenin yoğrularak uygun bir biçimde mayalandıktan (fermente edildikten) sonra pişirilmesiyle elde edilen bir yiyecektir. 
 
Hitit mutfağında ekmeğin pek çok çeşidi olduğu artık yaygın olarak bilinen bir gerçektir. Bazıları çevre kültürlerde de görülen bu ekmeklerin Asur Ticaret Kolonileri Çağından beri Anadolu ile ticari ilişkilerini sürdüren Mezopotamya kökenli olmaları şaşırtıcı değildir.
 
Mezopotamya’da çok zengin bir ekmek çeşitliliği görülmektedir.
Sümerler döneminde, ekmek hamuruna zeytinyağı veya erimiş tereyağı katılır, ayrıca baharat, kokulu otlar, kimyon, çörekotu, rezene tohumu, safran, susam, hardal ve karpuz çekirdeği eklenerek çeşitli çörekler yapılırdı. 
 
Hititlerin kendi dillerinde ekmeği ifade etmek için kullandıkları Sümerce NINDA (ve eş anlamlısı olan zuwa) kelimesi, hem sınırlı anlamda ekmeği, hem de genel olarak besini belirtir. 
 
Hitit İmparatorluğu’nun kurucusu olan I. Hattuşili’nin, ardılı I. Murşili’ye söylediği “ekmeği yiyeceksin, suyu içeceksin” öğüdü, ekmeğin Hitit dünyasındaki önemini belirten en önemli cümlelerdendir. II. Tuthaliya’nın verdiği “tayınınızı yiyin, görevinizi yapın” emri de ekmeğin önemini gösteren bir diğer örnektir.
 
Hitit kralı Telipinu'nun (M.Ö. 1535–1510) ünlü fermanında, ilk Hitit krallarının öyküsü şöyle anlatılır: 
 
“Ammuna da kral oldu. Tanrılar babası Zidanta'nın kanının intikamını aldılar. Onun elinde ekinler, bağlar, sığırlar ve koyunlar iyi olmadılar”... Ve devamında Telipinu kendi döneminden övgüyle söz eder: 
Türk Aşçı Haberleri arşivinde bulunan nefis ve lezzetli "Anadolu mutfağı" yemekleri tariflerimizi de görmek isterseniz aşağıdaki resmi tıklayınız…
“Ben kral onları gerçek çiftçi yaptım. Omuzlarından silahlarını aldım. Onlara sapanları verdim. (...) Sonra ekinleri artırdım. (...) Çiftçiler o tarlaları ve araziyi işte eksinler ve ürünleri mühürlesinler! O köylüler hasat sonunda hile yapmasınlar! Eskiden ürün miktarında l ya da 2 arşın boyunda ürünü daima bağladılar (iç ettiler).
 
Böylece devamlı olarak ülkenin kanını içtiler. Şimdi artık bunu yapmasınlar. Kim onu yaparsa, ona kötü bir ölüm versinler. Gelecekte kim benden sonra kral olursa, ekinleri (ekin ambarlarını) onların adları ile mühürle! Artık yöneticiler senin mühür evini (mühürlü ambarını) rahat bırakırlar.” 
 
Hitit kralı I. Hattuşili (M.Ö. 1660–1630) Anadolu’da kazandığı başarılar anısına yaptırdığı yazıtlarda, yendiği Hahhu kralının cariyelerini buğday öğütmekten kurtardığını ve kendi ülkesindeki Arinna kentinin (güneş tanrıçası) tapınağına getirdiğini anlatır: 
 
“(...) Büyük kral cariyelerinin ellerini değirmen taşından, kölelerin ellerim zahmetli işlerden aldı. İş için devamlı oturan kıçlarını serbest bıraktı. Onları Arinna’nın tapınağına teslim ettim ve onları gökyüzü altında hürriyete kavuşturdum.”   
 
Hitit kralı I. Hattuşili'nin veliahdı Murşili'ye verdiği o ünlü öğüt, Hitit toplumunda ekmeğin önemini anlamamız bakımından bizlere yol gösterir: 
 
“(...) Babanın sözlerini koru (tut)! Babanın sözlerini korursan (tutarsan), ekmek yiyeceksin, su da içeceksin. Yüreğine olgunluk çağı gelince, günde iki kez, üç kez ye! Kendine iyi bak. Yüreğine yaşlılık çökünce, doyuncaya kadar ye! O zaman babanın sözünü bir kenara at... Sizler benim önde gelen hizmetkârlarımsınız (görevlilerimsiniz). Benim, kralın, sözlerini koruyun! Böyle olursa, ekmek yiyeceksiniz, su da içeceksiniz. 
 
Böylece Hattuşa yücelecek, ülkem de huzur içinde olacak. Eğer kralın sözünü korumazsanız gelecekte yaşamayacaksınız ve yok olacaksınız. (...) Eğer korumazsanız ülkemiz başka birinin olacak! (Düşman yönetimine girecek!)”    
 
Başka bir anlatımla, eğer yeni kral ve yöneticileri ölen kralın vasiyetnamesine yazdırdığı öğütleri tutmazlarsa, ne ekmek yiyebilir ne de su içebilirlerdi. Yabancıların eline geçen ülke, huzur içinde yaşanamaz hâle gelirdi. Tanrılara saygıda asla kusur edilmemeliydi: 
 
“(...) Onların kurban ekmekleri, kurban içkileri, yağlı ekmek kırığı, yemekleri ve buğday kırması kurban masasının üstünde hazır dursun!” 
 
II. Muwatalli’nin Fırtına Tanrısı’na ettiği duayı anlatan tablet, bizlere Hititlerin gündelik yaşantısında ekmeğin ne derece önemli olduğunu aktarır: 
 
Hititlerde Yemek Kültürü Nedir? "Bölüm - 01" 
Hititlerde Yemek Kültürü Nedir? "Bölüm - 02" 
Hititlerde Yemek Kültürü Nedir? "Bölüm - 03" 
Hititlerde Yemek Kültürü Nedir? "Bölüm - 04"


Türk Aşçı Haberleri Not:
Eğer sizde mesleki haberinizin yada tarifinizin web sitemizde yayınlanmasını istiyorsanız; "Haberini Yada Tarifini Paylaş" sayfamızdaki kriterlere uygun bir şekilde uygun içeriklerinizi bize gönderebilirsiniz. Türk Aşçı Haberleri internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, röportaj, fotoğraf, resim, sesli veya görüntülü şair içeriklerle ilgili telif hakları www.turkascihaberleri.com 'a aittir. Bu içeriklerin iktibas hakkı saklıdır. İlgili haber kopyalanarak başka bir site tarafından yayınlanmaya ihtiyaç duyulduğu takdirde kaynak gösterilerek ve web sitemize link verilerek kullanıması mümkündür.


  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap

   
 
 

Benzer Haberler