loader
Şef Orhan Yeğen New York’ta Türk Mutfağı Ve Türk Yemek leri Üzerine Zirveye Yürüyor...

Şef Orhan Yeğen New York’ta Türk Mutfağı Ve Türk Yemek leri Üzerine Zirveye Yürüyor...

Gastronomi sektöründe şefliğini ve işletmeciliğini yaptığı restoran larda Geleneksel Türk Mutfağı

Şef Orhan Yeğen New York’ta Türk Mutfağı Ve Türk Yemekleri Üzerine Zirveye Yürüyor...
Şef Orhan Yeğen New York’ta Türk Yemekleri Üzerine yıllardır ciddi çalışmalar yapıyor. Bu çalışmalar bazen bir organizasyon, bazen yeni restoran bazen ise resmi yemek sunumları.
 
New York’ta gastronomi sektöründe şefliğini ve işletmeciliğini yaptığı restoranlarda Geleneksel Türk Mutfağı ve Yöresel Mutfaklardan gerçek Türk mutfak kültürünü Amerikalılara bilgi ve tartışmasız tecrübesi ile yaşamakta ve yaşatmaktadır. Zaman zaman özel yemek sunumları ile talep eden misafirlerine Osmanlı Saray Mutfağı ve Osmanlı Yemek Kültüründen tarihi lezzet miraslarımızda menüsünde bulundurmaktadır. 
 
Şef Orhan Yeğen New York’ta Türk Mutfağı Ve Türk Yemekleri Üzerine Zirveye Yürüyor…Şef Orhan Yeğen son zamanlarsa yeni restoranlar ve Osmanlı ve Türk Mutfağından yeni yemekleri ile unlu gurmelerin kalemlerinden övgülerle anılmakta. Son olarak New York Times ‘in “FOOD” ekinde yer alan Orhan Yeğenin restoranı daha sonrada haber Türk ‘ten serdar Turgut’un yazısında yer aldı.
 
Türk Aşçı Haberleri Olarak;
Geleneksel Türk mutfağı, Modern Türk mutfağı ve yöresel mutfaklarımızda da çalışmaları ile bilinen ünlü Şef Orhan Yeğen ’e mutfağımıza vermiş olduğu destek ve ilgili araştırmaları için teşekkür eder, profesyonel kariyerinde ve hayatında başarılar dileriz.
 
Türk Yemeği İçin Önemli Gün "Serdar Turgut"
Mr. Gurme yazılarını yıllar önce Hürriyet’te yazdım. Daha sonra Habertürk TV’de Mr. Gurme adıyla program da yaptım bir süre. Tüm bu çalışmalarım süresince içimi sürekli yemeyi sürdüren sorun aynıydı. Bu kadar zengin ve lezzetli yemekleri bulunan Türk mutfağı neden dünyada hak ettiği gibi tartışılmıyordu ve neden yurt dışında New York, Paris ve Los Angeles gibi gurme merkezlerinde bu mutfağımızın dehasını ortaya koyan başarılı restoranların sayısı fazla değildi.
 
Yerel lezzetleri tatmayı kendinize dert edinmiş olarak ülkemizi gezin, her şehirde, her bölgede orijinal, çok yaratıcı lezzetlerin sunulduğunu görebilirsiniz. Ancak bunların aynı yaratıcılıkla paketlenip yurt dışına sunulması nedense mümkün olamıyor hâlâ bizde.
Ben artık hobi olarak sadece Amerika’daki yiyecek içecek ile ilgili televizyon kanallarını izliyorum. Takip ettiğim dergiler de sektörle ilgili olanlar. Mr. Gurme günlerimden kalan profesyonel ilgiyle izlemeye çalışıyorum bunları. Bir de sadece zevkim için kaçırmadan takip ettiğim viski ve şarap dergileri de var.
 

Şef Orhan Yeğen New York’ta Türk Mutfağı Ve Türk Yemekleri Üzerine Zirveye Yürüyor…

Her türlü yemeğin tanıtıldığı, şeflerinin anlatıldığı bu programları son derece zevk alarak seyrederim ama bir yandan da içim hüzün dolar her birini seyrederken. Bu programlardan bir tanesinde bile neden bir Türk lokantası ve onun şefi tanıtılmaz ve Türk mutfağı neden yemek yarışmalarının konusu olmaz diye içim içimi hep yemeye devam ediyor. Bu yüzden bence 3 Haziran çarşamba günü Türk yemekleri açısından New York ve ABD’de önemli bir gündü.
 
Çarşamba günleri New York Times “FOOD” eki verir ve bugün gazetenin yiyecek içecek dünyasında çok büyük gücü olan ve hemen her yazdığı bu dünyanın insanları tarafından tartışılan restoran eleştirmeni Pete Wells, Yunanların ağırlıkla yaşadığı ve Yunan lokantaları ile dolu olan Astoria bölgesinde açılan yeni bir Türk lokantasından yola çıkarak Türk yemekleri üzerine uzun bir yazı yazdı.
 
Bu dünyanın arka planını bildiğimden, ilişkilerin nasıl çalıştığını az çok yaşamış birisi olarak bu yazının bu şekilde çıkmış olmasına çok önem veriyorum.
 
Çünkü New York Times’ın restoran eleştirmeni, yiyecek içecek sektörünün konuşacağı konu gündemini belirleyen kalibrede bir yazardır.
Bu, yıllardır böyledir ve yemek blogger’larının sayısı ve etkinliği çok artmasına rağmen gazetenin ayrı bir yeri ve ağırlığı vardır bu dünyada hâlâ daha. Yiyecek içecek konularında televizyon programları da yapan insanlar ele alacakları konuları düşünürken kaynak olarak gazetenin “Food” ekini de kullanırlar. Yemek dergilerinin editörleri de yemek eleştirmeninin sadık okuyucuları arasındadırlar. Yani o gün Türk yemeklerine ilişkin yazı yayınlanması sadece o gün için önemli kalmıyordu. Bence ileride olabilecek başka yazıların, dergilerin, programların da temeli o gün atılmıştı.
 

Şef Orhan Yeğen New York’ta Türk Mutfağı Ve Türk Yemekleri Üzerine Zirveye Yürüyor…

Yeri gelmişken şunu da belirtmeliyim. Türk yemeklerinin tüm zenginliğinin ve lezzetlerinin fazla tartışılmamasının temelinde yine medyanın da hatası yatmaktadır. Çünkü bizde gerçek anlamda bir yemek yazarlığı kurumu oluşmamıştır.
Yemek ve restoran eleştirileri üzerine kafa yormuş olanların bu işi nasıl yaptığına bir bakalım da bizde neyin neden yanlış yapıldığını görelim.
 
Örneğin New York Times’ın restoran eleştirmenleri suratlarını ve kimliklerini mümkün olduğunca gizlerler. Her yenilen yemeğin parası eleştirmen tarafından ödenir. Restoran hakkında yazılmadan orada en azından dört - beş kez kalabalık misafirlerle yenileceğinden ve mönüdeki her ana yemek tadılacağından gazete sadece bu iş için milyonlarca dolar bütçe ayırmıştır. Böylece yemeklerin yenildiği restorana hiçbir minnet duyulmadan objektif olunması ve sonuçta okuyucunun denilene saygı duymasının yolu açılmıştır.
 
Bizde yemek yazarlarını neredeyse tüm restoranlar tanır.
Ona hazırlanan yemeğe özel ihtimam gösterilmesi ve yazardan para alınmaması her zaman gündemde olabilir. Durum böyle olunca ne gerçek yemek yazarı ne de onun dediklerinden tartışma konusu çıkaracak bir sektör olabilir.
 
Bunun olmadığı durumlarda dünyada Türk yemeklerini anlatma gücüne sahip olan insan sayısı da çok azalıyor.
 
Şef Orhan Yeğen New York’ta Türk Mutfağı Ve Türk Yemekleri Üzerine Zirveye Yürüyor…Gerçi ben Mr. Gurme’yi yazarken bana benim gerçekten bir gurme değil aslında bir “gourmand” olduğum da söylenmişti. Yani yemekte seçici ve lezzeti bulmak için uğraşan birisi olmadığım aksine sadece obur ve çok yiyen birisi olduğum söylenmişti.
Bir iddiam yok, bu doğru da olabilir. Böyle anılmak beni üzmez. Neysem neyim ama yapabildiğim kadarıyla konuları izliyorum ve bilgimi tazeliyorum. Bu dünyanın içine New York’ta bir parça bulaşmış bir insanın Astoria’daki lokantanın sahibi Orhan Yeğen ile yolunun bir aşamada kesişmemiş olması ihtimali yoktur.
 
Orhan Bey ilginç bir strateji izliyor. Çok hızlı restoran açıyor ve onu aynı derecede hızla kapatıp yeni projelere koşuyor. Şu anda hepsinin adını hatırlamıyorum ama son yıllarda onlarca Türk lokantasını birbiri ardına açıp kapadı. New York’ta bağlantıları da çok fazla. Yazarları, ünlü şefleri tanıyor, onlarla Türk yemeği üzerine konuşup sohbetler ediyor. Diyebilirim ki o tek başına mutfağımızı en fazla tanıtan kişidir New York’ta.
 
Yeni lokantasında yiyen yemek eleştirmeni, geceye bir kelle paça yiyerek başlama kararı almış, garsonlara bu yemek hakkında bazı sorular sormaya başlamış. Bu arada lokantada bulunan Orhan Yeğen duruma müdahale etmiş ve eleştirmene sorularının yanlış olduğunu söylemiş ve Türk yemeklerini anlayabilmek için sorulması gereken doğru soruları öğretmiş. Bu da yazarın hoşuna gitmiş. Zaten Orhan Yeğen’i tanıdığı da belli. Onun tüm tarihi hakkında bilgisi var Pete Wells’in. Acaba lokanta o gece yazarı tanıyıp ona özel hazırlanan yemek çıkarmış mıdır diye de aklıma geliyor ama Türkiye için güzel bir iş yapıldığından bunu çok sorgulayacak da değilim.
 
Bir Amerikalı açısından cüret gerektirebileceğini düşüneceğimiz kelle paça ile yemeğe başlaması da şaşırtmasın sizi. Amerikalılar yemekle deney yapmayı çok severler. Bu yüzden Oklahoma’da kahvaltıda beyinli omlet veya koyun yumurtalığı kızartması yenilebiliyor. Yani kelle paça onlara bu tür alışkanlıklar nedeniyle rutin bile gelebilir. Sonunda Pete Wells yediği yemekleri bayağı beğenmiş, bu da beni çok sevindirdi. Mutfağımızın geleceği açısından yeniden umutlandım.


  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap

   
 
 

Benzer Haberler