loader
Körün Fil Tarifi Nasıldır?

Körün Fil Tarifi Nasıldır?

Sn. Devlet BAHÇELİNİN Sn. Kemal KILIÇDAROĞLU ‘na yönelttiği “Körün Fil Tarifi” aşağıdaki...

Milliyetçi hareket partisi genel başkanı Sn. Devlet BAHÇELİNİN cumhuriyet halk partisi genel başkanı Sn. Kemal KILIÇDAROĞLU ‘na yönelttiği “Körün Fil Tarifi” aşağıdaki gibidir.
 
Körün Fil Tarifi Nasıldır?
Körlerden bir tanesi, filin kuyruğunu tutmuştur ve şöyle söyler: “Fil bir halata benziyor.”
Bir diğeri, filin hortumunu tutmuştur ve şöyle söyler:
“Fil, iri bir yılana benziyor.”
Üçüncüsü, filin dişlerini tutmuştur ve şunları söyler:
“Fil, bir mızrağa benziyor.”
Dördüncü kör, filin gövdesini tutmuştur, o da şunu söyler:
“Fil, bir duvara benziyor.”
Beşinci kör, filin kulağını tutmuştur ve şöyle söyler:
“Fil, büyük bir yelpazeye benziyor.”
Altıncı kör ise, filin bacağını tutmuştur ve şunları söyler:
“Fil, bir ağaca benziyor.”
Hepsi, filin farklı bir özelliğini dile getirmişler.
Zihinlerinde filin bütünsel bir resmi olmadığı için, elleriyle deneyimledikleri şeyin “ne olduğu” konusunda hiçbir fikirleri bulunmuyormuş.
 
Elde ettikleri verileri, yaşamış olduklarından oluşan hatıralarına (hafıza kayıtlarına) göre değerlendirip, tarif etmek zorunda kalmışlar.
 
Bu nedenle de, yapmış oldukları bu tecrübeler (filin farklı parçalarını tutmak) ve bunlara bağlı olarak yaptıkları değerlendirmeler hem bir anlam taşımamışlar, hem de birleştirdiklerinde filin doğru bir tarifini veremedikleri için de hatalı olmuşlar.
 
İşte biz de, evreni ve hayatımızı bu şekilde, körlerin fili tarifleri gibi, eksik, hatalı ve gerçek şeklinden ziyade, kendi algıladığımız şeylere benzeterek anlamaya ve tarif etmeye çalışıyoruz.
 
Bu nedenle de eksik kalıyoruz ve yanılıyoruz.
 
Eğer zihnimizde filin bir resmi ve bir şablonu olursa, o zaman deneyimlerimizle (yaşadıklarımızla) elde ettiğimiz verileri, beynimizdeki doğru verilerle eşleştirebiliriz.
 
KEBAB TARİFLERİSonra da onları fil şablonundaki doğru yerlere yerleştirerek, resmi tamamlarız. Yani, birbirinden bağımsız, ayrı ve anlaşılmaz olan verileri doğru yerlere yerleştiririz. Tek ve birbirlerinden ayrı olan deneyimler, bütünün içindeki yerlerini alırlar ve böylece bir anlam kazanırlar.
 
Holistik Düşünce de tıpkı buna benzer. Hayatımız boyunca karşımıza çıkan bütün olayların vazgeçilmez olduklarını ve her olayın yaşantımızda bir yeri, önemi ve anlamı bulunduğunu anlatır.
 
Olması gerekenlerin, olması gerektiği zamanda ve olması gerektiği şekilde olacağını belirtir.
 
Bütün bu olanların birbirleriyle bağlantılı olduklarını ve hayatın, bu tek tek parçaların birleşerek oluşturdukları bir enerji salınımı olduklarını açıklar.
 
Fil Nedir? 
Fillerin Özellikleri Nelerdir?
Hayvanlar aleminin memeliler sınıfına ait olan filler, hortumlular takımının filgiller familyasındandır. Genel olarak ik tür fil var. Birisi Asya fili diğeri ise Afrika filidir. Filler genellikle Afrika ve Asya kıtalarında yaşarlar. Hortumlular takımından soyu devam eden tek tür fillerdir. Bu hortumlular takımının soyu tükenen türleri ise Mamutlar ve Mastodonlardır. Karada yaşayan en büyük hayvan fillerdir.
 
Nesneleri yakalamak gibi çeşitli amaçlar için kullanılan uzun hortumlarını kullanırlar. Çok uzun ve sivri olan kesici dişlerini nesneleri taşımak, yeri kazmak ve dövüşmek için kullanırlar. Filin büyük ve geniş kulakları vücut ısısını kontrol etmeye yarar. Afrika fillerinin kulakları daha büyük olur ve sırtları içbükeydir. Asya fillerinin ise kulakları daha küçük olur ve sırtları dışbükey ya da düzdür. Otçul olan filler; savan, orman, çöl ve bataklık gibi doğal yaşam alanlarında bulunurlar. Genellikle su kenarlarında kalmayı tercih ederler. Çevrelerinde bıraktıkları etki yüzünden kilittaşı türlerden biri sayılırlar.
 
Diğer hayvanlar fillerden uzak durur ve aslan, kaplan, sırtlan ile yabani köpekler gibi yırtıcılar yalnızca yavru fillere saldırır. Dişi filler, genellikle bir dişi ve yavruları ya da akraba dişiler ve yavrularından oluşan aile grupları hâlinde yaşarlar. Birkaç dişi ve yavrularından oluşan grubun lideri en yaşlı dişidir. Fillerin oluşturduğu aile grupları zaman zaman bir araya gelerek daha büyük topluluklar oluşturabilir. Ergenliğe ulaşan erkek filler aile gruplarını terk eder veya yalnız ya da diğer erkek fillerle birlikte bir grup oluşturabilirler. Erişkin erkekler çiftleşmek için eş aradıklarında aile grupları ile bir araya gelir.
 
Testosteron salgılanmasının arttığı ve aşırı saldırgan davranışların görüldüğü mest adı verilen durum erkek fillerin baskın olmalarına olanak verir ve üreme başarısını artırır. Aile gruplarında ilgi odağı yavru fillerdir ve anneleri tarafından üç yıl kadar bakılırlar. Filler doğal ortamlarında 70 yıl kadar yaşar. Dokunma, görme ve işitme yolu ile iletişim kurarlar. Uzun mesafelerde, filler insanın duyamayacağı kadar düşük frekanslı sesler ve sismik iletişim yolu ile haberleşir. Fillerin zekâ düzeyi primatlar ve balinalar ile kıyaslanır. Kendilerinin farkında oldukları ve kendi cinslerinden ölmekte olan ya da ölmüş hayvanlara karşı empati gösterdikleri gözlemlenmektedir.
 
Afrika filleri Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından soyunun tükenme riski yüksek olan hassas türler arasında listelenirken, Asya filleri soyunun tükenme riski çok yüksek olan tehlikedeki türler arasında listelenmiştir. Fil popülasyonları için en büyük tehditlerden birisi kaçak olarak avlanan hayvanların dişleri ile yapılan fildişi ticaretidir. Diğer tehditler arasında doğal yaşam alanı kaybı ve yerel halk ile olan çıkar çatışmaları sayılabilir. Filler, Asya’da yük hayvanı olarak kullanılmaktadır. Geçmişte savaşlarda da kullanılan filler günümüzde hayvanat bahçeleri ve sirklerin üyelerindendir. Çok kolay tanınabilen filler sanat, folklor, din, edebiyat ve popüler kültür alanlarında sıklıkla kullanılmıştır.
 
Fillerin Boyu, Ağırlıkları ve Ömürleri
Filler karada yaşayan en büyük hayvandır ve bir Afrika erkek filinin boyu 4 metreye kadar ağırlığı ise 7 tona kadar çıkabilir.  Filler doğal ortamlarında 70 yıl kadar yaşar.
 
Fil Çeşitleri
Filler, hortumlular (Proboscidea) takımı içinde yer alan tek familya olan filgiller (Elephantidae) içinde sınıflandırılır. Yaşayan en yakın akrabalarıdugonggiller ve manatigillerden oluşan deniz inekleri ve kırsıçanımsıgillerdir. Bu dört familya, Afrotheria üst takımı içinde Paenungulata klâdını oluşturur. Filler ve deniz inekleri ayrıca Tethytheria klâdında gruplandırılırlar. Geleneksel olarak iki fil türü tanınmaktadır: Sahra altı Afrika’da yaşayanAfrika fili (Loxodonta africana) ile Güney ve Güneydoğu Asya’da yaşayan Asya fili (Elephas maximus). Afrika filleri daha büyük kulaklı olur ve sırtları içbükeydir.
 
OSMANLI ŞERBETLERİAyrıca derileri daha kırışık, karınları eğimli olur ve hortumlarının ucunda iki adet parmak gibi uzantı vardır. Asya fillerinin ise kulakları daha küçük olur. Sırtları dışbükey ya da düzdür. Derileri daha pürüzsüzdür. Karınları yataydır ve ortada bel verir. Hortumlarının ucunda ise tek bir uzantı bulunur. Asya fillerinin azı dişlerindeki çıkıntılar daha dardır ve Afrika fillerinden bu çıkıntılar baklava şeklindedir. Asya fillerinin tepesinde kamburumsu bir çıkıntı bulunur ve derilerinde bölgesel olarak pigment eksikliği görülür.
 
İsveçli doğabilimci Carl Linnaeus ilk olarak 1758 yılında Elephas cinsini ve o zamanlar Seylan olarak bilinen Sri Lanka’dan bir fili Elephas maximusadıyla, Georges Cuvier 1798 yılında Hint filini Elephas indicus adıyla, Felemenk zoolog Coenraad Jacob Temminck ise 1847 yılında Sumatra filini Elephas sumatranus adıyla tanımladı.
 
İngiliz zoolog Frederick Nutter Chasen ise 1940 yılında bu üç fil türünü de Asya filinin alt türleri olarak sınıflandırdı. Asya fillerinin renkleri ve derilerindeki pigment kaybı coğrafi olarak değişiklik gösterir. Seylan fili (Elephas maximus maximus) Sri Lanka’da yaşar; Hint fili (E. m. indicus) Asya kıtasında Hint altkıtası ve Hindiçin’e özgüdür; Sumatra fili (E. m. sumatranus) ise Sumatra’da bulunur.
 
Tartışmalı olan alt türlerden birisi olan Borneo fili Borneo’nun kuzeyinde yaşar ve diğer alt türlerden daha küçüktür. Kulakları daha büyük ve kuyruğu daha uzundur. Uzun dişleri tipik bir filden daha düzdür. Sri Lankalı zoolog Paules Edward Pieris Deraniyagala bu alt türü 1950 yılında National Geographic dergisindeki bir fil fotoğrafını tip tür alarak Elephas maximus borneensis adıyla tanımlamıştır. Daha sonraları bu alt tür hem E. m. indicus hem de E. m. sumatranusiçinde sınıflandırılmıştır. 2003 yılında yapılan genetik analizler sonucunda bu fillerin atalarının anakara popülasyonundan yaklaşık 300.000 yıl önce ayrıldığı gösterilmiştir.[9] 2008 yılında yapılan bir araştırmada ise Borneo fillerinin adaya özgü olmadığı ve günümüzde fillerin soyunun tükendiği Cava Adası’ndan 1521 yılından önce Sulu sultanları tarafından Borneo’ya getirildiği ortaya çıkarılmıştır.

 
Afrika fili, ilk olarak Alman doğa bilimci Johann Friedrich Blumenbach tarafından 1797 yılında Elephas africana olarak tanımlanmıştır. Loxodonta cinsinin adının Georges Cuvier tarafından 1825 yılında verildiği düşünülmektedir. Cuvier, cinsin adını Loxodonte olarak yazmış ve adı bilinmeyen bir yazar tarafından bu isim Loxodonta olarak düzeltilmiştir.Uluslararası Zoolojik Adlandırma Kodu’nda bu adlandırmanın kaynağı olarak adı bilinmeyen yazar tanınmaktadır.
 
1942 yılında Henry Fairfield Osborn tarafından Afrika filinin 18 alt türü tanımlanmıştır ancak daha fazla morfolojik veriye ulaşıldıktan sonra alt tür sınıflandırılması azalmıştır ve 1990’larda yalnızca iki alt tür tanınmaya başlanmıştır: savan fili (L. a. africana) ve orman fili (L. a. cyclotis). Orman filinin kulakları daha küçük ve yuvarlaktır, ayrıca uzun dişleri de daha ince ve düzgündür. Yalnızca Batı ve Orta Afrika’nın ormanlık alanlarında bulunur. 2000 yılında yapılan bir inceleme yazısında, kafatası morfolojisine dayanarak bu iki alt türün ayrı birer tür olarak (L. africana ve L. cyclotis) sınıflandırılması önerilmiştir. 
 
2001 ve 2007 yıllarında yayımlanmış olan DNA araştırmaları da iki ayrı tür olarak sınıflandırılması sonucuna varmış ancak 2002 ve 2005 yıllarında yapılan DNA araştırmaları bunların aynı tür olduğu sonucuna varmıştır. Daha sonra 2010 yılında yapılan bir başka çalışma da Afrika savan ve orman fillerinin ayrı türler olarak sınıflandırılması önerisini desteklemiştir. 2011 yılında Afrika fillerinin taksonomik konumlaması hâlâ tartışmalı bir konudur. Mammal Species of the World (Dünya Memeli Türleri) adlı referans eserin üçüncü baskısında bu iki fil ayrı bir tür olarak sınıflandırılır ve Loxodonta africana türü için alt tür listelemez.
 
Bu yaklaşımBirleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Dünya Koruma İzleme Merkezi (UNEP-WCMC) ve Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından kabul edilmemiş ve her iki örgüt de L. cyclotis adını L. africana adının sinonimi olarak listelemiştir. Bulunan bazı kanıtlara göre Batı Afrika’da bulunan fillerin ayrı bir tür olduğu önerilmekte olsa da bu hâlâ çözülmemiş bir konudur. Kongo Havzası’nın Loxodonta pumilio adı ile ayrı bir tür olması için önerilen pigme filler ise muhtemelen çevresel koşular nedeniyle küçük cüsseli olan ve erken ergenliğe erişen orman filleridir.
 
Fil Dişlerinin Önemi
Uzun olan ve fildişi olarak bilinen kesici dişler, 12 önazı sütdişi ve 12 azı dişi olmak üzere fillerin genellikle 26 dişi vardır. Bebek dişleri çıktıktan sonra yerine kalıcı dişler gelen memelilerin aksine fillerin yaşamı boyunca dişleri belirli bir döngü ile değişir. Filin tipik yaşam süresi boyunca çiğneme dişleri altı kere değişir. Dişler, memelilerin çoğunda olduğu gibi çeneden dikey olarak çıkıp eski dişlerin yerine geçmez.
 
Bunun yerine yeni dişler ağzın arkasında çıkar ve eski dişleri ağzın önüne doğru iter. Çenenin her iki yanındaki ilk çiğneme dişleri fil iki ya da üç yaşına geldiğinde, ikinci dişler fil dört ilâ altı yaşındayken düşer. Üçüncü dişler 9-15 yaşında, dördüncü dişler ise 18-28 yaşında değiştirilir. Beşinci dişler fil 40’lı yaşlarının başındayken düşer. Altıncı ve genellikle de sonuncu dişler ile fil yaşamının sonuna kadar yaşar. Fil dişlerinin tepeleri halka şeklinde olup, Afrika fillerinde bu tepeler baklava şeklindedir.
 
BALIK YEMEKLERİFildişleri üst çenede bulunan kesici dişlerin değişiklik geçirmiş hâlidir. Hayvan 6 ilâ 12 aylıkken sütdişlerinin yerine geçer ve yılda yaklaşık 17 cm olmak üzere uzamaya devam eder. Yeni çıkan fildişlerinin üzerinde bulunan pürüzsüz mine tabakası zamanla aşınır.
 
Dentin fildişi olarak bilinir ve kesiti çapraz çizgilerden baklava şeklinde alanlar oluşturan bir desendir. Yaşayan bir doku olarak fildişi görece yumuşaktır ancakkalsit kadar sertliğe sahiptir. Kesici dişlerin büyük kısmı dışarıdan görünür, kalan kısmı kafatasındaki oyuklara bağlıdır.
 
Kesici dişlerin en azından üçte birinde pulpa bulunur ve bazılarında uçlara kadar giden sinirler de görülür. Bu nedenle hayvana zarar vermeden dişleri sökmek zordur. Dişler söküldükten sonra eğer serin ve nemli yerde tutulmazsa kurumaya ve çatlamaya başlar.
 
Fil, fildişlerini çeşitli amaçlar için kullanır. Su, tuz ve köklere ulaşmak için toprağı kazmaya; ağaçların kabuğunu soyup iz bırakmaya ve yol açmak için ağaçlar ile dalları kaldırmaya yarar. Dövüşürken saldırmak, savunmak ve hortumu korumak için kullanılır.
 
İnsanların el kullanımında sağ ya da solu tercih etmesi gibi filler de fildişlerini kullanırken bireysel olarak sol ya da sağı tercih ederler. Baskın olan kesici diş genellikle daha çok yıpranmıştır, diğerine göre daha kısadır ve ucu daha yuvarlaktır. Afrika fillerinde hem erkeklerde hem de dişilerde uzun kesici dişler bulunur ve 3 m uzunluğa erişir. Erkeklerin fildişleri dişilere göre daha kalındır. Asya türlerinde yalnızca erkeklerin uzun kesici dişleri vardır.
 
Dişilerin kesici dişleri ya küçüktür ya da hiç yoktur. Uzun kesici dişleri olmayan erkekler de görülür, özellikle Seylan filleri arasında yaygındır. Asya fili erkeklerinin dişleri Afrika fili kadar uzun olabilir ancak daha ince ve hafiftir. Asya filleri arasında ölçülmüş en uzun kesici diş 3,02 m boyunda ve 39 kg ağırlığındadır. Afrika’da ve Asya’da fillerin dişleri nedeniyle avlanması sonucu oluşan doğal seçilim ile fillerde daha kısa dişler baskınlaşmıştır.
 
Fillerin Kulakları
Fil kulaklarının tabanı kalın uçları incedir. Kulak kepçesi bolca kılcal damar içerir. Kulak kepçesindeki kılcal damarlardan akan ılık kan, çevreye ısısını vererek vücut sıcaklığının düşmesini sağlar. Bu durum kulak kepçesi hareketsiz dururken oluşur ve fil kulaklarını hareket ettirerek sıcaklığın düşmesinin daha hızlı olmasını sağlayabilir.
 
Daha büyük kulak yüzeyi daha çok ısının çıkabilmesine olanak verir. Tüm fil türleri içinde Afrika savan filleri en sıcak iklimde yaşar ve en büyük kulak kepçelerine sahiptir. Filler düşük frekanslarda duyabilirler ve en hassas oldukları aralık 1 kHz civarındadır.

 
Fillerin Hortumları
Filin hortumu burun ile üst dudağın kaynaşmasından oluşur. Fil fetusunun hortumu ve üst dudağı ayrıktır. Uzun ve uzmanlaşmış olan hortum filin en önemli ve çok yönlü uzvudur. İçinde çok az yağ bulunan ve hiç kemik bulunmayan hortumda 150.000 kadar ayrı kas demeti bulunur. Bu eşleşmiş kaslar, yüzeysel ve iç kaslar olarak iki çeşittir. Yüzeysel kaslar dorsal, ventral ve lateral olarak üçe ayrılır.
 
İç kaslar da çapraz ve ışınsal olarak ikiye ayrılır. Hortum kasları, kafatasında bulunan kemiksi bir açıklığa bağlıdır. Burun bölmesi burun delikleri arasında yatay olarak uzanan küçük kaslardan oluşur. Burun bölmesi tabanı kıkırdak ile ikiye ayrılır. Kassal hidrostat olan hortum hassas olarak koordine olan kas kasılmalarıyla hareket eder. Kasların hareketleri hem birlikte hem de karşılıklı olarak gerçekleşebilmektedir. Maksiler ve fasiyal sinirin oluşturduğu tek bir hortum siniri hortumun iki yanı boyunca uzanır.

 
YÖRESEL MUTFAKLARFil hortumu soluma, koku alma, dokunma, tutma ve ses çıkarma gibi çeşitli işlevlere sahiptir. Filin koku alma duyusu tazınınkinden dört kat daha güçlüdür. Hortumun güçlü sarma ve bükme yapabilme yeteneği besin toplamasına, diğer fillerle güreşebilmesine ve 350 kg’a kadar ağırlık kaldırabilmesine olanak tanır. Aynı zamanda göz silme ya da bir deliği kontrol etme gibi hassas görevlerde de kullanılabilir.
 
Bir fil hortumuyla yer fıstığına zarar vermeden kabuğunu kırabilir, 7 m’ye ulaşan yüksekliklerdeki nesnelere erişebilir ve çamur ile kum altında su arayabilir. Hortumla nesneleri kavramada bireyler arasında farklı yön tercihleri görülür, bazıları sağa bazıları da sola doğru hortumlarını kıvırmayı tercih eder. Fil, hortumuyla içmek ya da vücuduna püskürtmek için su çekebilir.
 
Yetişkin bir Asya fili hortumu ile 8,5 litreye kadar su tutabilir. Suyun dışında vücutlarına toz ve ot da püskürtürler. Suyun altındayken hortumunu şnorkelebenzer şekilde kullanıp, nefes alıp verebilirler.


  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap

   
 
 

Benzer Haberler