Mehmet Yaşin
Yazar:Mehmet Yaşin
Bu yazı 354 kez okundu

 

Bu Çiğköfte Daha Çok Su Kaldırır!

 

Bir zamanlar taşralılığın simgesi olan çiğköfte, şimdi paylaşılamıyor. Bir yandan Urfa, diğer yandan Adıyaman, Adana, Elazığ hak iddia ediyor. Tescil Şanlıurfa’da ama tartışma sürmekte. Bakalım bu şahane yiyecek kimin evinde kalacak?

 

Doğuşuyla ilgili rivayetlerden başlayalım. İlki şöyle: “Devrin kralı Nemrut, kendisine karşı çıkan Hz. İbrahim’in ateşe atılmasını emreder. Büyük bir ateş yakmak için yöredeki bütün odunlar toplanır. Nemrut evlerde ateş yakmayı da yasaklar. İşte bu günlerde bir avcı, avladığı ceylanı eve getirerek, karısından yemek yapmasını ister. 

 

Kadın evde odun bulunmadığı için çaresiz kalmıştır. Düşünür, taşınır, ceylanın budunu bir taş üzerinde başka bir taşla döverek ezmeye başlar. Sonra ezilmiş eti bulgur, biber ve tuzla karıştırarak yoğurur. Bu yemek ilk çiğköfte olarak kayda girer.”

 

Diğeri şöyledir: “Hz. İbrahim kendisine inananlara, Nemrut’un gazabından korunmak için sürülerini alıp dağlara gitmelerini söyler. Yanlarına bulgur almalarını da tavsiye eder. Dağa çıkanlar yerleri belli olmasın diye ateş yakmazlar. Kestikleri hayvanları ise kayatuzu içinde kuruturlar. Yemek hazırlayacakları zaman bu kuru etleri tahta tokmaklarla döverek yumuşatırlar. Daha sonra bu eti baharat ve bulgurla yoğurarak bugünkü çiğköfteyi yaparlar.”

 

Sonuncu rivayetse şöyle anlatılır: “Kral Nemrut gördüğü bir rüyadan sonra, kadınların çocuk doğurmasını yasaklar. Doğacak çocuklar erkek olursa hemen öldürülmesini buyurur. Bu sırada annesi, Hz. İbrahim’e hamile kalır. Doğum yaklaşınca bir mağaraya gider, yeri belli olmasın diye ateş yakmaz. Yanında getirdiği kuru eti döverek yumuşatır ve bulgurla karıştırarak çiğköfte yapar.”

 

2008’de Şanlıurfa tarafından tescillendi

özetlersek, çiğköftenin keşfinde Kral Nemrut’un öfkesi önemli rol oynar. Adanalılar çiğköftenin kendilerine ait olduğunu, Mö 800’lü yıllara tarihlenen Adana Karatepe’deki Hitit kaya kabartmasındaki bir şölen resmine dayandırırlar. 

 

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’a göre bu kaya kabartmasında resmedilen Kral Asitavata’nın sol elinde tuttuğu belki de bir çiğköftedir ve hatta kral, sağ eliyle de bir pide almak üzeredir.

 

Elazığlıların bilinen bir kanıtları yoktur ama çiğköftenin şehirlerine ait olduğu konusunda ısrar ederler.

 

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk özlü’nün geçen ay Adıyaman’ı ziyareti sırasında, çiğköftenin coğrafi işaretle tescillenmesiyle ilgili süreçte sona gelindiğini söylemesi, üstü küllenen tartışmayı yeniden alevlendirir.

 

Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Kayyum Heyeti Başkanı İsmail Demirkol, çiğköftenin 2008 yılında Şanlıurfa tarafından tescillendiğini, bir ürünün başkası tarafından yeniden tescillenmesinin mümkün olmadığını belirtir ve soluğu Ankara’da alır. Urfalı olan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’dan duruma el koymasını ister. Bu kavgaya vatandaş da dahil olur.

 

40 yıllık Urfalı aşçı Kadir çoban, “Adıyamanlı ustalar Urfa’ya gelsinler, yarışa girelim. Biz kargadan başka kuş, Tılfındır Dağı’ndan başka yokuş tanımayız. Hodri meydan! Dört günlük çiğköfteye yağı, bulguru koyup satıyorlar” diye meydan okur.

 

Şanlıurfa Kasaplar Odası Başkanı Abbas Tumbul ise “Adıyamanlılar patatesle çiğköfte yapıyorlar, patatesle çiğköfte olmaz” der.

 

Bu çekişme daha çok su götürür. Elazığlılardan ve Adanalılardan henüz ses seda çıkmadı. Bakalım onlar ne diyecek? çiğköfteye laf edenler saşimi hakkında ne der?

 

 

Ben çocukluğumdan beri çiğköfteyi severim. Rahmetli babam Hz. İbrahim usulü çiğköfte yapardı. Aldığı eti (yağsız) evdeki yayvan bir taşın üstünde, taş tokmakla döve döve macun haline getirir, daha sonra bir sininin içinde baharat ve ince bulgurla karıştırıp yoğururdu. Arada bir, küçük bir köfte yapıp bana verirdi. 

 

Babam çiğköfte yoğurduğu zaman, komşular yemeğe bizim eve gelirlerdi. Ortalığı rakı kokusunun kapladığını hatırlıyorum.

 

Meyhaneye gittiğimde, çiğköfteyi (etlisini) marulun içine yerleştirip üstüne de birkaç damla limon damlattıktan sonra yiyerek, damağımı geceye hazırlarım. Babamın kan ter içinde çiğköfte yoğurduğu günleri hatırlarım.

 

Eğer çiğköftenin yanında şarap içmek istiyorsanız, marulu ve limonu unutun. İkisi de şarapla uyuşmaz. Bir de acısının insaflı olması gerekir. Klasik kuraldır: Bir bölgenin şarabı, en iyi o bölgenin yemekleriyle uyum sağlar. O yörelerin üzümü öküzgözü’dür. Bu şarap, çiğköfte için iyi bir eşlikçi olabilir.

 

Kimileri çiğköftenin sakıncalı bir yiyecek olduğunu, çiğ etin birçok virüs barındırdığını öne sürer. Doğru olabilir, karşı çıkmıyorum. Ama ben bugüne kadar, çiğköfte yüzünden herhangi bir sağlık problemi yaşamadım. Zaten Urfa’nın ünlü isotu karşısında direnecek bir virüs de tanımıyorum.

 

çiğköfteye karşı çıkanlar, ünlü ‘gurme yemek’ steak tartar konusunda ne düşünüyor acaba? Kıyma, soğan, baharatla yapılan bu yiyeceğin üstüne bir de çiğ yumurta kırılıyor üstelik. Yine gurmelerin toz kondurmadığı, Japonların saşimi denen çiğ etine ne demeli? O da hiç ateş yüzü görmeden masaya konuyor. 

 

çiğ balıkla yapılan suşiler çok mu masum acaba? Ya carpaccio’lar? Onlar da çiğ etten veya balıktan incecik dilimlenmiş çok lezzetli yiyecekler değil mi?

Sözün özü: Bakalım çiğköfte kimin evinde kalacak ve ne zaman ‘arabesk, Doğulu’ yaftalarından kurtulacak? kaynak

 

http://hasascibasiahmetozdemir.com/Sayfalar/103/KUTUPHANEM.html#!/page_More