loader
XVI. Asır Osmanlı Mutfağına Dair Bazı Gözlemler

XVI. Asır Osmanlı Mutfağına Dair Bazı Gözlemler

XVI. asırda Osmanlı İstanbul'unda adından sıkça söz edilen ve iktidar zümrelerine yakınlığı ile tanınan ...

 
XVI. Asır Osmanlı Mutfağına Dair Bazı Gözlemler
Beşiktaşlı Yahya Efendi'nin Penceresinden 
XVI. asırda Osmanlı İstanbul'unda adından sıkça söz edilen ve iktidar zümrelerine yakınlığı ile tanınan Beşiktaşlı Yahya Efendi 900/1495 yılında Trabzon'da doğmuştur. Babası Şamlı Ömer Efendi, annesi ise Afife Hanım'dır. Babasının Trabzon'da kadılık yaptığı dönemde Şehzade Selim de adı geçen şehrin sancakbeyi olduğu için, üst bürokrasiyi temsil eden bu iki ailenin tanışıklığı o yıllara kadar uzanmış, Yahya Efendi ile Şehzade Selim'in oğlu Şehzade Süleyman arasında daha o dönemden başlayan bir dostluk gelişmiştir.
 
Bu dostluğun gelişmesinde Kadı Ömer Efendi'nin hanımı Afife Hatun'un, oğlu Yahya Efendi ile birlikte Şehzade Süleyman'ı da emzirmesinin, yani Kanuni Sultan Süleyman ile Yahya Efendi'nin süt kardeşi olmalarinın payı elbette büyük olmalıdır. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarinı Trabzon'da geçiren Yahya Efendi, kardeşleriyle yaptığı taht mücadelesinden galip çıkan Yavuz Sultan Selim'in Osmanlı iktidarin ele geçirmesinden sonra, ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşmiş, Zenbilli Ali Efendi adıyla daha yaygın olarak tanınan, yirmidört yıl gibi oldukça uzun sayılabilecek bir süre şeyhülislamlık görevini uhdesinde bulundurmuş Ali Cemali Efendi (öl. 932/1526)'nin yanında medrese tahsilini tamamlamıştır. 
 
Hocasının vefatından kısa bir süre sonra müderrislik görevine başlamış, İstanbul ve civar şehirlerdeki pek çok medresede dersler vermiştir . Bu süre.te onun Kanuni Sultan Süleyman'ın süt kardeşi olması hasebiyle İstanbul
 
bürokrasisinde hatm sayılır bir nüfuza sahip olduğu, bazı uygulamalan dolayısıyla padişahı yahut vezirleri bile eleştirmekten geri kalmadığı, hayatına dair kaleme alınmış olan Menakıb 'da yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır. 
 
Nitekim, padişahın verdiği bir karara muhalefeti yüzünden medresedeki görevinden azledilmesi, Yahya Efendi'nin devlet işlerine ne derece karıştığını göstermesi bakımından önemlidir. Gelibolulu Mustafa AlI'nin ifadesine göre, Fatih Sultan Mehmed'in inşa ettirdiği Sahn-ı Seman Medresesi'nde görev yapmakta iken, Şehzade Mustafa'nın oldürülmesi hadisesi sırasında, saraydan gönderilen Mahidevran Sultan'ın yeniden saraya dondürülmesi hususunda yazdığı bir ariza nedeniyle Kanuni Sultan Süleyman ile arası açılmış ve padişah tarafından önce görevinden azledilmiş, kısa bir süre sonra da günlük elli akçe emekli maaşı tahsis edilmiştir • Dönemin şairlerinden Aşık Çelebi,
 
Meşa.'ir üş-Şu'ara. adını taşıyan eserinde Yahya Efendi'nin kendisine reva g.rülen bu muameleden son derece müteessir olduğunu ve "yevmi elli akçe ile ekmek alırdım, şimdi ekmeğimizi kestiler, nihayet bir kaç gün şorbamız etmeksiz icelüm" dediğini rivayet eder
 
Gelibolulu Mustafa
Ali, Yahya Efendi'nin bu gelirine daha sonra on akçe daha ilave edilerek maaşının altmış akçeye çıkanldığını yazmaktadır. Kaynaklarda, Yahya Efendi'nin bu olaydan sonra devlet hizmetindeki görevine bir daha dönmediği
 
açık bir şekilde vurgulanmaktadır. Medresedeki görevinden azledilmesinden kısa bir süre sonra Beşiktaş'ta kendi imkanlarıyla, oldukça geniş sayılabilecek bir arazi satın alan Yahya Efendi, omrünün geri kalanım burada kurduğu dergahında bağ-bahçe işleriyle uğraşarak, imar faaliyetlerinde bulunarak ve halkın sorunlanyla ilgilenerek geçirecektir. Yahya Efendi'nin satın aldığı bölge bugünkü tekke ve türbenin bulunduğu arazinin yanı sıra, daha sonraki dönemlerde Yıldız ve Çırağan saraylannın sınırlarına dahil edilen geniş bir alan ile Yüksek Denizcilik Okulu'nun arsasını da içine almakta, Yıldız Tepesi'nden Boğaziçi kıyısına kadar kesintisiz uzanmaktaydı. Kaynaklarda Yahya Efendi'nin bu bölgeyi kendisine mekan seçip tekkesini kurmasıyla ilgili meşhur bir menkıbe anlatılır. Buna göre o, rüyasında gördüğü bir şahsın işaretiyle Akdeniz ile Karadeniz'in birleştiği boğazın kenarında, Hz. Musa ile Hızır'ın buluştuğu yer olarak kabul edilen, Hıdırlık adını verdiği bölgeye gelmiş ve tekkesini orada kurmuştur.
 
Yahya Efendi'nin bu arazi içerisinde kurduğu dergah o dönemde hemen her kesimden insanın rağbet gösterdiği bir mekan haline gelmiştir. Dergahın bu derece popüler hale gelmesinde Yahya Efendi'nin çok y.nlü, entelektüel bir şahsiyet olmasının payı büyük olmalıdır. Zira o, bir yandan iktidar ile halk arasında k.prü vazifesi g.rürken, diğer taraftan, toplumun hatırı sayılır bir kesiminin itibar ettiği nüfuzlu bir alim olarak Osmanlı sosyal hayatının gelişimine önemli olcüde katkı sağlamıştır. O, "Müderris" mahlasıyla şiirler yazan bir şair, çağdaşı Aşık Çelebi'nin ifadesiyle, zahiri ve batını ilimlerde üstad; riyaziyat, hendese, hikemiyat, felekiyat ilimlerinde de oldukça mahir; hatta Geometri sahasında Mircestı ve Öklidis'ten daha ileri seviyede bir kişiliktir. Mimari ve halk hekimliği sahalarında da son derece başanlıdır ve bu medreselerden birisinde tıp eğitimi verilmektedir.
 
Tıp konusunda hayli bilgi sahibi olan Yahya Efendi'nin, Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'ın bir hastalığını tedavi ettiği anlatılır. Evliya Çelebi'nin, Trabzon'da yaşadığı dönemde Şehzade Süleyman ile birlikte Kostanta isimli bir zımminin yanında kuyumculuk sanatını öğrendiği yonündeki rivayeti dikkate alınırsa, Yahya Efendi'nin kuyumculuk sanatında da bilgi sahibi bir şahsiyet olduğu ileri sürülebilir. Beşiktaşlı Yahya Efendi, tekkesinin etrafındaki araziyi araziyi ıslah ederek bağ ve bahçelerle donatmış, tekkesini mescid, tevhidhane, medrese, hamam, çeşme ve çeşitli evler ile münzevilere mahsus hücrelerden oluşan bir külliye şeklinde tesis etmiştir.
 
Yahya Efendi'nin bu şekilde
kendi imkanlanyla bir külliye tesis etmesi imar ve iskana, toplumun eğitimine katkısını görmek bakımından önemlidir. Yahya Efendi Beşiktaş bölgesinde hatırı sayılır bir imar faaliyetinde de bulunmuştur. Bu yapılann en başta geleni ise şüphesiz tekke kompleksi içerisinde yer alan binalardır. 
 
Aşık Çelebi ve Gelibolulu Mustafa Ali, şeyhin imar ve iskana verdiği öneme dikkati çekip, tekke vakıflarından elde ettiği gelirin tamamını yeni binaların inşası, eski binaların tamiri yahut bahçe tesisi için harcadığını, dağları kazdırmak yahut denizi doldurtmak suretiyle yeni araziler elde edip değerlendirdiğini naklederler. Bu bölgede ihdas ettiği bahçesinde yetiştirdiği ürünleri yahut beslediği hayvanlardan elde ettiği süt, peynir vs. ürünleri başta padişah olmak üzere devlet ileri gelenlerine göndermiştir. Mesela, Aşık Çelebi, Şehzade Mustafa'nın .ldürülmesi hadisesinde aralarının açıldığı bilinen Yahya Efendi ile Kanuni Sultan Süleyınan'ın kırgınlıklarını giderip yeniden dost olduklarını ima edercesine,"padişahın şeyhe altın ve gümüşten hediyeler gönderdiği, şeyhin de buna dergahının bahçesinde
 
yetiştirdiği mahsulatı padişaha gönderdiğini" yazmaktadır . Bu bilgi, XVI. asırda yaşamış, oldukça popüler· olduğu anlaşılan bir Osmanlı aliminin beslenme kültürü, entelektüel ilgileri hakkında bilgi vennesi açısından son derece önemli olup, şeyhin kü.ük çapta da olsa tanın işleri ile meşgul olduğunu ortaya koymaktadır. Gelibolulu Mustafa Alt, şeyhin bahçesinde meyveler yetiştirip dostlanna dağıttığını yazmaktadır. Menahıb'da ise şeyhin yetiştirdiği ürünler arasında bilhassa· kabak zikredilmektedir.
 
Yahya Efendi'nin zaman zaman Anadolu Kavağı taraflanna da gitmekle birlikte vaktinin çoğunu dergahında geçirdiği anlaşılmaktadır. Bu dergah başta yoksullar ve yolcular olmak üzere hemen her kesimden insanın uğrak yeridir. Bir tekke özelliği taşıması hasebiyle, kimsesiz insanlann sığınağı ve kannlanm doyuracaklan bir mekan olma özelliği de taşımaktadır. Bununla birlikte şeyhin dergahını ziyaret edenler sadece bu kesime mensup insanlar değildir. Menalııb'da şeyhin dergahına sık sık ziy?retçilerin geldiği, yüksek bürokrasiden mevaliye vanncaya kadar hemen
 
her kesimden insana zaman zaman ziyafet verdiği ifade edilmektedir 18. Verilen ziyafetler arasında bilhassa Hz. Peygamber'in doğum gecesinde verileni son derece özel ve görkemli olup bu ziyafete her taifeden insan davetliydi.
 
Yahya Efendi'nin dergahını ziyaret edenlerin sadece Müslümanlar değildir. Dergahın o dönemde gayrimüslim ahalinin yoğun olarak yaşadığı bir bölgede yer alması hasebiyle önemli bir bolüm denizci olan birçok Hıristiyan tarafından ziyaret edildiği anlaşılmaktadır. Yahya Efendi, dergahına gelen bu ziyaretçilerin de müşküllerini gidermektedir. Menakibname'de şeyhin yardımlanndan etkilenen pek çok Hıristiyamn ihtidasından söz edilir. Mesela, Rum terzi Kasta, Rum çoban Balaban, bir Hıristiyan papazı ve şeyhi sınamaya çalışan iki Yahudi bunlardan bazılandır. 
 
Gayrimüslimlerin
ziyaret oranının fazlalığı şeyhin gayrimüslimler arasındaki itibannı göstermesi bakımından önemlidir. Şeyhin bu gayrimüslim ziyaretçilerinin sorunlanyla yakından ilgilenmesi, konaklamalannı sağlaması, kannlanm doyurması, son derece cömert davranması bu artıştaki belirleyici etkenler olsa gerektir. Dergahının İstanbul Boğazı'nın hemen kıyısında yer alması, önemli bir geçiş güzergahı olan bu mekanı bilhassa denizciler nezdinde de popüler hale getirmiştir. Bu sebebten dolayı olsa gerek, Menakıb'da şeyhin denizde kaybolan yahut boğulma tehlikesi yaşayan Hıristiyanlan kurtardığına ve bu sayede Müslüman olmalannı sağladığına dair menkıbelere sıkça yer verlir21. Bu bilgiler menkıbevi bir nitelik taşısalar da, şeyhin lstanbul'daki gayrimüslimlerin ihtidasında pay sahibi olduğu gerçeğini bariz bir şekilde ortaya koymalan bakımından önemlidir. 
 
Şeyhin bölgedeki gayrimüslimlerle onlann dilinde  konuşabildiği Menakıb'da yer alan bilgilerden  anlaşılmaktadır. Mesela, kendisine bir meramını anlatmaya gelen metropolid ile Rumca konuşmuş, hatta buduruma şaşıran ulemaya kendisinin on beş dil bildiğini söylemiştir.  Son derece aktif, toplumun sorunlanyla yakından  ilgilenen, dergahına  gelen hemen her kesimden insa_na yakın  ilgi gösteren Yahya Efendi'nin, hayatından  bahseden kaynaklarda tarla ve bahçe işleriyle  bir hayli ilgili, aynı  zamanda dergahında sık sık  ziyaret verilen bir şahsiyet olmasına vurgu yapılmakla  birlikte, ne yazık  ki, onun yetiştirdiği  ürünlerin çeşidi  yahut sofrasında  yer alan yemeklerin türü, çeşidi  ve niteliği  konusunda bir iki satınn dışında  bilgi verilmemiştir.
 
Onun, yukanda da ifade edildiği  üzere, bahçesinde yetiştirdiği  ürünler içerisinde sadec.e kabak zikredilmiştir.  Bununla birlikte, şeyhin  son derece cömert olduğu  ve dergahında sık sık  yemek verdiği  somut bir şekilde ortadadır. Menakıb'da,  Yahya Efendi'nin dergahına  gelen her misafirin kamını doyurduğu, değişik  yemekler ve içecekler ikram ettiği,  bununla birlikte tevazuyu elden bırakmayarak  Hz. Ali'ye isnad edilen "makami menahun limen kad nezel, ta'am1 mübahun li menkad ekel, ve kuddima ma indi hazirun, ve in lem yekun gayre hubzin ve hallin 24"  sozünü naklettiği rivayet  edilir.
 
Şeyhin sofrasında  yer alan yemekler konusunda gerek dönemin kaynaklannda, gerekse Memıkıb'da yer alan bazı  bilgilerden hareketle bazı  tahminler yürütmek mümkündür. Mesela, Mehmed Daı'nin eserinde tekkenin arazisinde sığır başta  olmak üzere bazı büyükbaş  ve küçükbaş  hayvanlann varlığından  söz edilmesi ve şeyhin  zaman zaman padişaha  süt gönderdiğine  dair bir ifadeye yer verilmesi, dergahta et ve süt ürünlerinin mevcut olduğunu  göstermektedir. Nitekim, Rum asıllı çoban Balaban'ın ihtidasınm anlatıldığı kısımdaki bazı  ifadeler de bunu doğrulamaktadır.  Bun göre Yahya Efendi, kaybolan koyunlannın bulunması  için kendisiden yardım  istemeye gelen
 
Balaban'a kamını doyurması  için taze ekmek, yağ  ve bal ikram etmiştir.  lstedikleri sofraya getirilince biraz da esprili bir şekilde  bu durumu "işte sana tereyağı, mumlu bal ve taze nan I  Dilersen yağa ban dilersen bala ban"şeklinde  dizelere dökmüştür.  
 
Rivayete göre, şeyhin gösterdiği yakınlıktan  ve cömertlikten etkilenen Balaban, kelime-i şehadet  getirerek Müslüman olmuş,  bu olayın şerefine  koyunlanndan iki tanesini hemen oracıkta  kurban ederek orada bulunan misafirlere dağıtmıştır. Menakıb'da  bu durum şu  dizelerle ifade edilir.
 
Sabahdem iki ganem menzile mihman geldi
Her görenler dediler Tekkeye kurban geldi
Kurd abiatlıdan anı sakın luif eyle ki
Hazm edüb dirler ana ni'met-i siibhdn geldi
Yolda çokdur çalıcı anlan çaylak gibi
Harcıc olan dnd dir derdime derman geldi
Ey müderris evla  gör re'yi bugün bunlara sen
Enbiya zümresi hep a.'leme çoban geldi
 
Bu dizelerdeki ifadeler, Yahya Efendi'nin dergahında  yenilen yahut misafire ikram edilen yemekler hakkında  fikir sahibi olmayı kolaylaştırmaktadır. Tereyağı,  bal, taze ekmek misafirlere ikram edilen yemekler olup, bir arada yahut ayn ayn tüketilmektedir. Bütün tekkelerin vazgeçilmez besinlerinden olan et, Yahya Efendi'nin dergahının da vazgeçilmezleri arasındadır. Nitekim yukarıdaki dizelerde ifade edildiği gibi, tekkeye gelen koyunlar Balaban'ın müslüman olması şerefine kurban edilmiş ve tekkede pişirilmek suretiyle dağıtılmıştır. Bu bilgi, dergaha zaman zaman adaklar yapılabildiği izlenimi vermektedir. Nitekim Menakıb'da, şeyhin yardımcı olduğu bazı kişilerin dergaha adaklar yaptıklarına dair bir rivayet bulunmaktadır. Bunun benzeri pek çok örneğin daha önceki ve sonraki dönemlerde de meydana gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Benzer şekilde şeyhin dergahında bolca tüketildiği tahmin edilen bir diğer besin maddesi pirinçtir.
 
Pirincin doyurucu özelliği daha önceki Osmanlı tarihinin daha erken dönemlerde de tekkelerin mutfağının vazgeçilmez ürünleri arasında yer almasını sağlamıştır. Yahya Efendi'nin dergahında ve kendi nazarında pirincin hayli muteber olduğu, Divan'ında pirince dair bir medhiye yazmasından anlaşılmaktadır. XVI. asırda yaşamış bir Osmanlı aliminin pirincin meziyetlerini, önemini, toplumsal hayat içerisindeki konumunu ifade eden bir pirinç medhiyesi kaleme almış olması bir hayli ilginçtir. Muhtemelen tekkeye gelen pirinç oranında azalma olduğu yani pirinç sıkıntısı çekildiği bir dönemde yazıldığı anlaşılan medhiye şu şekildedir:
 
Yalınuz paşaya vü hana degüldi nazarı
Yolar idi kı;.rem ü luif ile her hane pirinç
Edemedük gibi şükrin nala küserse bize
lncinüp çekdi ola kendüyi pinhana pirinç
Bir 'aziz idi anun kadrini anlayaınaduk
Can ile tartınalıdur ger gele mizana pirinç
Meclis-arası idi cümle ziyaf etlerün
Cilveler eder idi şahn ile merdana pirinç
Ol ola mı 'aceb 'arz-ı cemal ede yine
Gül yüzün göstere halka çık dükkana pirinç
Gel zar af etle kapan kapana olmaya seni
Ha.şe lillah çekile bir dahı kapana pirinç
'Alidür şanı anun cümle hubabatdan ise
Hayli mücerrebdürür zümre-i insana pirinç
Anı medh etti nebimüz dedi ger habbe alam
Ben pirinç oluridim gör niçe dürr dane pirinç
Ten dürüst olur vü ömri uzun ola yiyenün
Ye1idür benzemeye la 'l ile mercana pirinç
Şekerin kalmaz ola hatırı sabr etse biraz
Mısıiler ekse bu yıl hep şekeristan'a pirinç
Ya ilahi kerem et cürmimüze bakma bizüm
Mazhar olsun g.relüm rahmet-i Rahmiin'a pirinç
Dürlü ni'metleri bişüp çekile kullaruna
Yeyeler yedüreler zevk ile mihmiina pirinç
 
Yahya Efendi'nin bu şiirindeki ifadeleri zihnindeki pırınç algısını göstermesi; bilhassa Hz. Peygamber'e atfettiği pirinç .vgüsü ile bir kudsiyet de kazandırması da bu faydalı hububatın klasik dönem Osmanlı mutfağındaki rolünü somut bir şekilde ortaya koyması oldukça önemli olsa gerektir. Yahya Efendi'nin ifadelerinden pirincin bol olduğu dönemlerde hemen her kesimden insanın sofrasında rahatlıkla yer alabildiği, ziyafetlerin ise vazgeçilmez besini olduğu anlaşılmaktadır. Yahya Efendi'nin "Ol ola mı 'aceb 'arz-ı cemal ede yine/ Gül yüzün göstere halka çık dükkana pirinç / Gel zara.Jetle kapan kapana olmaya seni/ Haşe lillah çekile bir dahı kapana piıinç'' şeklindeki ifadeleri, medhiyenin yazıldığı dönemde, yani bu önemli alimin yaşadığı zaman aralığında Osmanlı topraklannda bir pirinç kıtlığının mevcudiyetini de göstermektedir.
 
Bir diğer ilginç husus ise tıp ilmiyle ilgilendiği ve dergahındaki binalardan birisinde tıp eğitimi verildiği bilinen Yahya Efendi'nin, "Ten dürüst olur vü ömri uzun ola yiyenünl Yeridür benzemeye la 'l ile mercana piıinç" dizeleriyle pirincin insan sağlığına faydalanna değinmesidir. Görüldüğü üzere, Yahya Efendi'ye göre pirinç yiyenin cildini güzelleştirmekte ve insanın .mrünü uzatmaktadır. Bu nedenle o, pirincin en önemli temin merkezlerinden birisi olan29 Mısır'da, yine bolca üretildiği bilinen şeker kamışı yerine pirinç ekilmesini tavsiye etmektedir. Bu sayede belki de pirinç kıtlığına uzüm bulunabileceğini ummaktadır. Pirinç kıtlığının sebebi olarak ise insanlann günahlarinı görmesi ise bir diğer önemli noktadır. Böylesine bir hususa vurgu yapmasını, aynı zamanda mutasavvıf kimliği ile tanınan ve dergahına onun verdiği vaazlan dinlemek için gelen çok sayıda misafiri bulunan bu şahsiyetin halka bir mesaj vermesi olarak yorumlamak da mümkündür. Yahya Efendi'nin dergahında ekmek, bal, süt ürünleri, et ve pirincin haricinde tüketilen bir diğer besin balıktır. Dergahın İstanbul Boğazı'mn hemen kenannda yer alması muhtemelen balık teminini kolaylaştırmaktaydı. 
 
Menakıb'daki ifadeler bizzat Yahya Efendi'nin de balık tutmaya gittiğini ortaya koymaktadır. Buna göre şeyh, Baba Turak ismindeki müridi ile birlikte Çırnık denilen bölgeye zaman zaman balık avlamaya gidiyordu. Yemeklerin yanında içecek olarak genellikle şerbet tüketildiği anlaşılmaktadır. Daı, şeyhin kendisini ziyaret edenlere yemekle birlikte şerbet ikram ettiğini, mübarek gün ve gecelerde bunun oranının diğer günlere oranla daha da artırıldığını yazmaktadır. Bununla birlikte tüketilen şerbetin çeşidi konusunda yeterince bilgi verilmemektedir. Sadece, Menakıb'da yer alan bir menkıbede Yahya Efendi'nin nar şerbeti içmesine vurgu yapılmıştır. Rivayete göre, fırtınaya yakalanan bir Rum gemici, fırtınadan kurtulması halinde bir fıçı şarap hediyesi vaadinde vulunmuş ve kendisini
 
kurtaran Yahya Efendi'ye hediye olarak vadettiği şarabı getirmiştir. Kendisine sunulan bu hediyeye teşekkür eden Yahya Efendi, yanındakilerin şaşkın bakışlan arasında bir tas alıp şarabı içmiş, kendisini yadırgayan dostlanna da aynı tası verip içmelerini istemiştir. Bu zevat tastaki şarabı içtiklerinde bunun şarap değil de nar şerbeti olduğunu görmüşler ve şeyhin büyüklüğünü bir kez daha anlamışlardır. 
 
Doğruluğu şüphe gotüren bu menkıbevi bilgi, her ne kadar şeyhin büyüklüğünü ve kudretini ortaya koymaya çalışan bir keramet motifi olsa da, menkıbenin içerisinde nar şerbetinin isminin bilhassa zikredilmesi önemlidir. Dergahta diğer şerbet türlerinin bulunması da kuvvetle muhtemeldir. Evliya Çelebi'de Yahya Efendi'nin Hızır Aleyhisselam ile buluştuğu zaman, buluştuklan yere bir asma fidanı diktiği31 y.nündeki rivayet, şeyhin Beşiktaş'taki bağına da asma dikmiş olabileceği ihtimalini ortaya koymaktadır ki, bu da dergahta üzüm şerbeti de içildiğini gösterir.
 
Gerek hayatından bahseden kaynaklarda, gerekse Menakıb'da yer alan bilgilerde yeme ve içme kültürüne özel bir önem verdiği anlaşılan Beşiktaşlı Yahya Efendi, 9 Zilhicce 978/4 Mayıs 1571 günü Kurban Bayramı gecesi Beşiktaş'ta vefat etmiş, cenaze namazı bayram namazını müteakip Şeyhüllslam Ebussuud Efendi tarafından Süleymaniye Camii'nde kılındıktan sonra dergahının bulunduğu yere defnedilmiştir32 • Cenazesine devlet adanılan, alimler ve halktan oluşan büyük bir kalabalık katılmış, ertesi hafta yine şeyhlerin, sufilerin, alimlerin ve ileri gelen devlet adamlarinın katıldığı bir vaaz halkası oluşturulup, Kur'an tilaveti yapılmış, zikir, tevhid ve tesbihle şeyhin vefatının yedinci gecesi ihya edilmiştir33 . Vefatından kısa bir süre sonra II. Selim'in emriyle Mimar Sinan tarafından dergahın bulunduğu yerde kagir, kubbeli bir bir türbe, ayrıca dervişler için hücreler ve türbedar için de kü.ük bir hücre inşa edilmiştir.
 
Kaynakça
Alt, Künhü'l-Ahbar, İstanbul Üniversitesi, Türk.e Yazmalar, nr. 5959.
Asa, Meral; "Bir 16. Yüzyıl Portresi Beşiktaşlı Yahya Efendi", ]oumal of Turkish Studies!Türklük
Bilgisi Araştınnalan (Kaj Dağı'nın ôtesine Vannak: Festchrift in Honour of Günay Kut, I), XXVII/1
(Harvard 2003), s. 131-160.
Aşık Çelebi, Meşii'ir üş-Şu'ara, by. G.M. Meredith-Owens, London 1971.
Bilgin, Arif; Osmanlı Saray Muifağı (1453-1650), İstanbul: Kitabevi Yayınlan, 2004.
Evliya Çelebi, Seyahatname, 2, haz.: Zekeriya Kurşun-Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı, lstanbul:
Yapı Kredi Yayınlan, 2006.
Faroqhi, Süraiya; "Krizler ve Değişim 1590-1699", Osmanlı Imparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal
Taıihi, II, ed.: Halil lnalcık-Donald Quatert, İstanbul: Eren Yayıncılık, 2000
Hüseyin Ayvansarayi:, Hadikatü'l-Cevami üstanbul Camileri), haz.: Ahmed Nezih Galitekin, İstanbul:
lşaret Yayınlan, 2001.
Mehmed Dai, Menakıb-ı Yahya Efendi Beşiktaşi, Süleymaniye Ktp, Hacı Mahmud Ef., nr. 4604.
Mehmed Nuri, Menakıb-ı Beşikta.şi Yahya Efendi ibn Ômer el-Arabi, Kaddesallahu Ruhahu, İstanbul
1313.
Peçuyi İbrahim Efendi, Tarih-i Peçuyi, İstanbul 1283.
Reep, R. C., The Mufti of Istanbul: A Study in the Development of the Ottoman Leamed Hierarchy,
London: Oxford University Press, 1986.
Tanınan, M. Baha; "Yahya Efendi Tekkesi", Dünden Bugüne Istanbul Ansiklopedisi, VII, İstanbul
1994.
Tosun, Necdet; "Tasavvuf Kültüründe Tekke Yemekleri", Tasavvııf, sayı: 5 (Ankara 2004), s. 123-
135.
Yahya Efendi Beşiktaşı, Divan, Milli Kütüphane, Fahri Bilge (FB), nr. 210.
31.  Seyahatname, II, 53 ..
32. Mehmed Nuri, s. 8.
33. Mehmed Nuri, s. 8-9.


  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap

   
 
 

Benzer Haberler