Bu haber 597 kez okundu / 7/14/2018

Yine ayni sürede onursuz celladına yani Avrupa’ya ve Amerika’ya hayran oluyor !!! Mutfak kültürümüze ait yemekler hain gurme ve çok bilmiş master ve executive şeflerimiz tarafından başka mutfakların nüfus kütüğüne kaydettirilmeye çalışılıyor.

 

 

Bu güne kadar Kendinizi de camiamızı da kandırdınız !!!

 

Saygıdeğer meslektaşlarım;

 

***** Okumayan kendini, tarihini, kültürünü araştırmayan toplumlar cahilliğe mahkum oldukları gibi, başkalarının dediklerine de inanmak durumundadırlar. Bizim övünülecek mesleki ve tarihi zenginliğimiz dünyada hiç bir ülkede ve toplumda yoktur. 

 

***** Bu meslekte çok bilmiş o kadar çok hain var ki bunların günümüze kadar yaptıklarının haddi hesabi yok ! Mutfağımıza olan bu hainliklerin vatan hainliği ile hiç bir farkı yok. Benim amacım yanlışı yapanların ve konuşanların karşılarına doğruları ile çıkıp gözlerine içine sokmaktır, gerisi onların ve camiamızın bileceği bir iş. Hiç kimseden yada kurumdan da bir takdir bekleme gibi düsüncem yoktur. Yahu bir insan kendi kültürüne bu kadar nasıl düşman olur? 700 yıla yakın dünyada hüküm sürmüş, örnek olmuş bir ecdadı varken araştırmadan sormadan, merak etmeden 90 sene de kendi kimliğine NASIL düşman oluyor !!!

 

***** Yine ayni sürede onursuz, şahsiyetsiz celladına yani Avrupa’ya ve Amerika’ya hayran oluyor !!!   Hain gurme ve çok bilmiş master ve executive şeflerimiz tarafından Mutfak kültürümüze ait yemekler başka mutfakların nüfus kütüğüne kaydettiriliyor. (bu arada aşçı ve aşçıbaşı kelimesini yakıştıramıyorlar kendilerine) !!!

 

***** Bundan 1000  sene önce bile yörük obalarının kanunları şimdiki avrupanın amerikanın kanunlarından daha iyidi biliyormusunuz? Siz biliyormusunuz o burun kıvırıp beğenmediğiniz 1000 sene önceki şüleyman şah ‘ın obasında suyu boşa harcamanın, izinsiz ağaç kesmenin, hayvanlara zarar vermenin cezasını ?  Neyse......

 

***** Mutfağımızı korumak ve yaşatmak amacı ile ülkemizde kurulmuş federasyon ve dernekler' den bu konuda hiç bir çalışma VARMI ? Onlar aşçılara hakaret etmiş bir yorumcuyu mahkemeye verelimmi, vermeyelimmi? diyorlar halen ! Haa bu adam aşçılara hakaret etmiş. Yahu sizin mutfak kültür hazinelerinizi çalan ülke mutfakları hakkında ne yaptınız, yapıyorsunuz siz bunu düşünün ?  Daha camiamızdaki yeni meslek gönüllüsü kardeşlerimize kendi mutfak kültürümüzü bile öğretemediniz

 

***** Halen Fransız, İtalyan, Amerikan diye kullandığınız ürünler hakkında caka satıyorsunuz etrafınıza !!! UTANMIYORMUSUNUZ çoban salatasına italyan pesto sosu, asırların kavurmasına “oyster sos” , zyt yaprak sarmasına risotto pirinci, tavsiye edenler…

 

Bu güne kadar bize ne dediler ;

Yağdan, buzdan, şekerden heykeller Fransız mutfağından gelmiştir, biz onlardan öğrendik. KANDIRDILAR , kendileri gibi YALANNN !!! Daha o bahsettiginiz o ülkeler toplantı bile yapmasını bilmezlerken bizim ecdadımız Osmanlı ve Türk Mutfağı Yağdan, buzdan, şekerden heykeller ile şenlik ve tören geçidi yapıyordu (yıl 1582) … 

 

Alın size işin gerçeği  (Bu arada “NAHIL” kelimesinin anlamını öğrenirseniz daha iyi anlarsınız) ;

 

surnamelerde 1882 senligi

 

surnamelerde 1882 senligi

 

surnamelerde 1882 senligi

 

surnamelerde 1882 senligi

 

surnamelerde 1882 senligi

 

Simdi sizlere söylüyorum; 1582 de Fransa’nın, italya’ nın ekonomisi, kültürü, tolum yapısı, alışkanları durumu ne halde imiş bir araştırın ve sahip olduğunuz zenginliğin farkına varın lütfen. 

 

Sûrnâmelerde 1582 şenlı̇ğı̇nde Sn. Gülsüm Ezgi Korkmaz’ın Tezinde’ de Bahsetmiş olduğu üzere;

 

III. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmet’in sünneti dolayısıyla 1582 yılında İstanbul’da büyük bir şenlik düzenlenmiştir. Bu görkemli şenlik pek çok edebî esere konu olmakla kalmamış̧, yeni bir edebî türün ortaya çıkmasına da vesile olmuştur. Sûrnâme adı verilen ve saray şenlikleri ile ilgili bu edebî türün ilk örnekleri Gelibolulu Âlî’nin Câmi’u’l-Buhur Der Mecâlis-i Sûr’u ve İntizâmî’nin Sûrnâme-i Hümâyûn’udur. Sûrnâmeler, 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde halkın gündelik hayatından saray göreneklerine, üretim ilişkilerinden çeşitli sanatsal formlara dek pek çok konuda önemli bilgi kaynaklarıdır. Bu metinler, içlerinde barındırdıkları malzemenin zenginliğiyle birçok araştırmacının dikkatini çekmiştir. Yapılan çalışmalarda, genellikle şenliğin kendisi üzerinde durulmuştur. Bu şenliğin sûrnâmelerde edebî ürünlere nasıl dönüştüğü üzerinde ise yeterince durulmamıştır. 

 

Bu tezde, Osmanlı şenlik geleneğine bağlı olarak ortaya çıkan sûrnâme türü genel özellikleriyle tanıtılmış ve bu türün ilk örnekleri olan Câmi’u’l-Buhur Der Mecâlis-i Sûr ve Sûrnâme-i Hümâyûn, 1582 şenliğini ele alış biçimleri bakımından incelenmiştir. Sûrnâme yazarlarının şenliği birer edebî metne nasıl dönüştürdükleri, kullandıkları anlatım biçimleri ve benimsedikleri söylem ele alınmıştır. 

 

Tezde, sûrnâmelerin, hem edebî pratikler hem de şenliklerin edebiyatla ilişkisine dair içerdikleri veriler bakımından, yazıldıkları devrin dil ve edebiyat anlayışını yansıttıkları belirlenmiştir. Gösterilerin kayda geçirilmesinde her iki sûrnâme yazarının da edebî bir dil oluşturma kaygısı güttüğü, söyleyişte özgünlük aradığı gözlemlenmiştir. İntizâmî ve Gelibolulu Âlî, eserlerinde aynı şenliği anlatmalarına karşın, ortaya çıkan metinler birbirinden çok farklıdır. İki sûrnâme yazarının şenliğe farklı şekillerde yaklaştıkları ve metinlerdeki anlatım biçimi ve söylemin bu farklı yaklaşımları yansıttığı ortaya koyulmuştur. 

 

Koord. Has Aşçıbaşı | Exc. şef | Ahmet Özdemir | Osmanlı ve Türk Mutfağı Dünya Gönül Elçisi

 

|  Resmi Web Site  | Instagram  | Linkedin  | Twitter  | Facebook  | Google  | Academia  | Topuz-Kebab Kaynakca | @-Mail  |

 



  • Facebook'ta paylaş



Bu Habere Yorum Yap