loader
Kağıtta Kuzu Kokoreç Tarifi

Kağıtta Kuzu Kokoreç Tarifi

Kokoreç Nereden Geldi? Kokoreç Nedir? Kokoreçin Tarihi Hikayesi Kokoreçi seven var sevmeyen...

Kağıtta Kuzu Kokoreç Tarifi
Kağıtta Kuzu Kokoreç Kullanılan Malzemeler
 
*   Hazır Kokoreç, 
*   1 Orta Boy Domates, 
*   1 Tatlı Kaşığı Kekik, 
*   3 Adet Yeşil Biber
*   1 Tatlı Kaşığı Kırmızı Toz Biber, 
*   Tuz. 
 
Kağıtta Kuzu Kokoreç Yapılış Tarifi
Domateslerin kabuğunu soyun, küp şeklinde doğrayın. Alacağınız hazır kokoreçi parçalamadan 2 cm kalınlığında halka şeklinde doğrayın. 20*25 cm boyutlarında bir alüminyum mutfak folyosunun içine yeşil biberleri, kokoreçleri ve domatesleri koyun. 
 
Üzerlerine kekik, kırmızı biber ve tuzu ekin. Hava almayacak şekilde paketleyin. Sıcak fırında veya yapışmaz tavaya oturtup ocak üzerinde 10-15 dakika tutun. Sıcak servis yapın. "Geleneksel Türk Mutfağı, Yöresel Yemekler, Yöresel Mutfaklar, Osmanlı Saray Mutfağı, Osmanlı Yemek Kültürü, İştah Açıcılar"
 
Kokoreç Nedir?
Kokoreç Nereden Geldi?
Kokoreçin Tarihi Hikayesi;
Kokoreçi seven var sevmeyen var ama iyi yapıldığı zaman kimsenin de hayır diyemeyeceği olağanüstü lezzetler arasında.
Zira başka hiçbir yiyeceğe benzemiyor. Tam olarak et değil ama et familyasından. Hem hafif hem de doğru yapılır ise son derece sağlıklı ve içine katılan baharatlar ile iştah açıcı.
 
Ama çoğumuz kokorecin ilk ne zaman yapıldığını, nasıl ortaya çıktığını bilmiyor birçok yiyecek gibi bunu bilmeden tüketiyoruz aslında.
Gelin dilerseniz kokoreç hayatımıza nasıl girmiş ona kısaca bir bakalım:
 
Yapılan araştırmalara ve kaynaklara göre yine bir komşu dayanışması karşımıza çıkıyor. Nasıl mı? Şöyle ki:
Kokoreç tarihçesi tam olarak bilinmemekle beraber 1960’lı yıllarda Yunanistan’da halkın çok severek tükettiği bumbar bağırsak ve içyağından oluşan lezzetli bir yiyecektir. kokorecin Türkiye’ye gelişi 1970’li yıllarda İzmir’den başlayarak bütün Türkiye’ye yayılmış ve halkımızın vazgeçilmez yiyecekleri arasına girmiştir.
 
Uluslar arası ansiklopedi ise şu şekilde konuya bir yorum getirmekte:
“Kokoreç sözcüğünün kökeni Yunanca kokorótsi sözcüğünden ziyade Arnavutça kokërroz ya da Ulahça kukuretsu sözcükleridir. Bu üç sözcük de “mısır koçanı” anlamına gelir. Kokoreç Türkçeye Yunancadan geçmiştir. Ömer Seyfettin Lokanta Esrarı adlı hikâyesinde, Atinalı bir Rum’un lokantasında ilk kez kokoroç ile tanışmasını anlatır”
 
Sonuçta nasıl olursa farklı sunuluş biçimleriyle gerek Yunanistan gerek ise Ülkemizde kimi zaman sokaklarda kimi zaman çok modern dükkânlarda satışa sunulan ve farklı damak lezzetine sahip insanlara hitap eden özel bir yiyecektir.
 
Espirili Bir Anlatımda ise Kokoreç Hakkında;
Kokoreç orta çağda yenmeye başlanmış ve bu tarihten sonra insanlar kokorecin gerçek tadına varmışlardır. Yeni çağın başlarında ilk üç tekerlekli kokoreç arabaları boy göstermeye başladı. Bunlar iki öküzün çektiği ağır ve hantal seyyar tezgahlardı. 
 
Paslanmaz çeliğin bulunmasından sonra kokoreç arabaları şimdiki görünümüne kavuşmuştur. Kokorece tuz ve pul biber ekme denemeleri ise İstanbul'un fethinden sonraya denk düşer.
 
1960'lı yıllarda Yunanistan'da halkın çok severek tükettiği mundar bağırsak ve içyağından oluşan lezzetli bir yiyecekti. Kokorecin Türkiye'ye gelişi İzmir'den başlayarak bütün Türkiye'ye yayılmış ve halkımızın vazgeçilmez yiyecekleri arasına girmiştir
 
Kokoreçin tarihi ateşin keşfine kadar giden uzun ve efsanevi bir gelişime sahiptir.Orta asyadaki türk boylarının keşfettiği yapılan arkeolojik çalışmalarla ispatlanmıştır.
 
Tarihi orhon kitabelerinin ordan 500 mt ilerisinde bulunun yazıtta dünyanın ilk seyyar kokoreççileri olan baba oğul ko tigin ile kon han hakkında zamanın göktürk imparatorunun ısrarıyla yazılan hem çince hemde türkçe yazılan kitabelerden anlayabiliyoruz.
 
Kotiginin ve ko han bu lezzeti seyhan nehri kenarında ailece gittikleri bir piknik esnasında mangal yaparken bulmuşlar ve zamanın en işlek caddesi olan ipek yolunun kenarında seyyar olarak satmaya başlamışlar.
 
Zamanın tüm şöhretleri ve büyük komutanlar ve filozoflar bu lezzetin tadına bakmak için ipek yolunu arşınlamışlarıdır.hatta büyük iskender çok methini duyduğu bu lezzeti tatmak için seferini uzatıp ta orta asyaya kadar geldiği rivayet edilir .
 
Sezarla Cleopatra gizli gizli bu mekanda buluşur ve kokoreç yerlermiş. Mani dinine geçen türkleri kurtarmak için zorla kokoreç yedirerek yaptıkları yanlışlığı anlamaları sağlanırmış ve bu türkler kokoreç yedik ten sonra yaptıkları hatanın farkına varırlarmış ve hemen oracıkta şahadet getirip iman tazelerlermiş.
 

Bu lezzet kavimlerin göçüyle beraber Anadoluya taşınmış padişahların baştacı olmuş. yavuz sultan selimin kokoreççi başısı olmadan seferlere çıkmadığı rivayet edilir. fatihin istanbulu fetih edince türklere açılan şehirin kapısından ilk kokoreççilerin geçtiği savunulur .4 muratın tekdili kıyafet halkın arasına karışarak cadde bostanın girişindeki seyyar kokoreççiden gizli gizli yediği rivayet edilir .
 

Durum avrupada da böyledir hitler fransaya girdiğinde yanında kokoreççisi olan bir türk getirmiş ve konuşmak istemeyen fransız subaylarının karşısında kokoreç yiyerek işkence yapmış.ve hepsini konuşturup parise girmiştir.ve bu kokoreççi yaptığı hizmetin karşılığında parisin her yerinde hava parası vermeden kokoreç satma hakkına kavuşmuştur.
 


  • Facebook'ta paylaş

Bu Habere Yorum Yap

   
 
 

Benzer Haberler