Ahmet ÖRS
Yazar:Ahmet ÖRS
Bu yazı 363 kez okundu

Domatesin Hazin Öyküsü “Ahmet Örs”

 

Genleri ile oynanmış domateslere, görünüşü farklı kavun karpuz çeşitlerine de alışacağız... 

 

Bugün hemen her köşesine sitelerin dikildiği Çeşme Yarımadası’nda bir zamanlar kendi adını taşıyan bir kavun, bir de anason türü yetiştirildiğini yörenin yeni sakinleri pek hatırlamaz. Dünyanın en kaliteli anasonlarını üreten tarlalar çoktan sitelerle doldu. Her yıl daha azalan mis kokulu Çeşme kavununun yerini ise şimdiden ona hiç benzemeyen türler almış durumda. 

 

Üretici pazarlarına, Çeşme otobüs terminali arkasındaki yerli ürünler haline sık sık uğruyor, tarladan yeni toplanmış mevsimin en lezzetli sebze ve meyvelerini adeta gözlerimle okşuyorum; az sayıda üreticinin tohumu yerli. Yerli domates ise tarihe karışmış durumda. Yine de ilk kez bu yaz domatesten fazla şikayetçi değilim. Lezzetli, iri, etli, az çekirdekli domatesler soframdan eksik olmuyor. 20 yıldır özlemini duyduğum domatesler pazarda boy gösterdi. Belki daha önceleri de yetiştiriliyor ama yurt dışına satılıyordu. Bu yıl ilk kez bizler de lezzetli domates yiyebiliyoruz.

 

Yerli tohum yasaklandı

 

Domatesin öyküsü hazin… 1985 yılına dek tohum ithali yasaktı; derken liberal ekonomiye geçtik, kamuda iyi yetişmiş personel de özel sektöre kaydı. Devlet ise özel sektörle rekabet edemedi, çözümü tarım araştırma enstitülerini kapatmakta buldu. Aynı dönemde seracılıkta Avrupa şampiyonu Hollanda’da doğal düşmanları bulunmayan domates zararlıları çiftçilere hayatı zorlaştırıyor, tarım ilaçlarına harcanan para domates fiyatlarını yükseltiyordu. 

 

Genetik dalında yeni buluşların yaşandığı bu dönemde Hollanda domateslerine çürümeyi önleyen, dolayısıyla meyve sineklerinin kabuğu delip yumurtlamasını zorlaştıran bir gen aşılandı. 

 

Bu aynı zamanda domatesin raf ömrünü de kat kat uzatıyordu. Neredeyse top yerine iç dokusu da dayanıklı hale getirilen domatesle beysbol oynayıp, ardından onu salatada kullanmak mümkündü. Ne var ki dayanıklı domates pazarda fireyi yüzde 20’lerden 2-3’lere düşürüp pazarcı esnafının ve üreticinin yüzünü güldürürken, lezzetini yitirdiği için tüketicilerin büyük tepkisini çekti. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış misali, ben o zamandan sonra sera domatesiyle bağlarımı kopardım…

 

Genleri de tadı da değişti 

 

Bir süre daha, başta Çanakkale domatesi olmak üzere atalık da denen yerli domates çeşitleri hiç değilse yaz aylarında ağız tadımızı korudu. Ama bu kez de Monsanto gibi tohum devlerinin dünyadan topladıkları tohumları sertifikalandırıp genlerini şifreleyerek bütün dünyaya satmaya başlamaları, bizde de 2006 yılında sertifikasız tohum satışlarının yasaklanmasıyla yerli domates çeşitleri pazardan çekildi. 

 

Biz elimiz kolumuz bağlı yerli domateslerin tohumunu alıp satamazken, ABD’de bazı tohum kooperatifleri ve yetiştiriciler kısır tohumların yanı sıra atalık domateslerin tohumlarını ve doğada tozlaştırılmış, her türlü yapaylıktan uzak organik tohumları serbestçe satabiliyorlar. Bütün dünyadan getirilmiş atalık tohumların ayrı bir pazarı oluşmuş durumda. Bunları satın aldığınızda, ertesi yıl onlardan kendi tohumlarınızı çıkarıyor, bizden önceki kuşakların yaptığı gibi, onları her yıl kullanabiliyorsunuz.

 

2006 yılında çıkan Tohum Kanunu Türk üreticisini hazırlıksız yakaladı. Aradan geçen sürede gelişmiş teknolojiye sahip ülkeler bizim yerli tohumlarımızı da kendi adlarına tescil ettirdiler ve şifrelenmiş halde bütün dünyaya ve bize satmaya başladılar. Tek farkla, söz gelimi o tohumlar bizim yerli domateslerimiz gibi aynı coğrafyada, aynı iklim ve toprakta yetişmeyip, tohumları her ülkede kullanılmak üzere laboratuvarda üretildiğinden, kendi öz ürünlerimizin kalitesine ulaşmıyor.

 

Yıllarca Yemen’den kahve getiremediğimiz 1970’lerden sonra Türk kahvesi olarak Brezilya’dan çok kötü “Rio Minas” kahvesi ithal edildi. Eski damak tadı kaybolduğu için, bizler bütün dünyanın bozuk saydığı bu kahveye kolayca alıştırıldık. Şimdi genleri ile oynanmış domateslere, görünüşü bile farklı kavun karpuz çeşitlerine de alışacağız. Çanakkale domatesini, Çeşme kavununu bir süre sonra hatırlayan kalmayınca, onların yokluğunu hisseden de olmayacak. Çok yazık!...

 

Yazının Kaynağı