loader

YÖRESEL MUTFAKLAR

Türkiye, coğrafik olarak farklı bir topoğrafik yapıya sahiptir. Kısa mesafelerde bile rakım değişmekte, toprağın yapısı jeolojik yapıya bağlı olarak farklı yörelerde yapıları farklı olabilmektedir. Kısa mesafelerde topoğrafik yapının değişmesi nedeniyle farklı iklimler meydana gelebilmektedir. Bunların sonucu olarak topoğrafik yapısı, rakımı ve iklimi farklı olan her yerde çok farklı bitki ve hayvanlar yetişebilmektedir.


İşkene (İşgene) Tarifi

İşkene (İşgene) Tarifi

İşkene (İşgene) Tarifi; Osmanlı saray mutfağının da özel menüleri arasında yerini almıştır. Geleneksel olarak...

Kaz Tiridi (Kaz Asma) Tarifi

Kaz Tiridi (Kaz Asma) Tarifi

Kaz Tiridi (Kaz Asma) Tarifi , Osmanlı Saray Mutfağı, Temizlenen kazın deri ve bağırsak civarındaki yağları...

Kilis Tava Tarifi

Kilis Tava Tarifi

Kilis Tava Tarifi; Soğan, taze biber ve maydanoz ince ince kıyılır. Tuz ve karabiber katılır. Bu karışım etle...

Tavuklu Bulgur Aşı Tarifi

Tavuklu Bulgur Aşı Tarifi

Tavuklu Bulgur Aşı Tarifi; Yöresel yemeklerimiz ve yöresel mutfaklarımızdan olan tavuklu bulgur aşı...

Tas Kapama Tarifi

Tas Kapama Tarifi

Tas Kapama Tarifi ; Emaye bir saklama kabının tabanına soyulmuş patates ve soğanlar koyularak...

Keskek Üstü Kavurma Tarifi

Keskek Üstü Kavurma Tarifi

Keskek Üstü Kavurma Tarifi ; Nohut ve buğday bir gün önceden ıslatılır. Et bir tavada kavrulur, içine salça...

Sıvama Tarifi

Sıvama Tarifi

Sıvama Tarifi ; 1⁄2 çay bardağı sıvı yağla tencerenin alt kısmı yağlanır.Bir sıra et, bir sıra baharat ka...

Çiğdolma Tarifi

Çiğdolma Tarifi


Çiğ dolma Tarifi; Kuru patlıcanlar haşlanır. Bulgur sıcak suyla ıslanır ve içine tuz konur bekletilir...

Kuzu Dolması Tarifi

Kuzu Dolması Tarifi

Temizlenmiş kuzuyu büyük bir tencereye yerleştirip üzerini su ile kaplayın ve ateşe oturtun. Eti kemiğinden...

Patlıcanlı Kapama Tarifi

Patlıcanlı Kapama Tarifi

Patlıcanlar uzun uzun dilip kızartılır ve sonra tencereye sıralanır. Etler kavrulup...

Patlıcan Kebabı Tarifi

Patlıcan Kebabı Tarifi

Kızaran patlıcanlar bir tepsiye döşenir. Pişen etler patlıcanın üzerine dökülür. Üzeri yeşilbiber ve...

Bahar Gevreği Tarifi

Bahar Gevreği Tarifi

Soğan küp şeklinde doğranır ve pembeleşinceye kadar yağda kızartılır. Daha sonra haşlanmış ...

İşkembe Dolması  - Batman

İşkembe Dolması - Batman

İşkembeler temizlenip iyice yıkanır.1 tane limon suyuyla iyice karıştırılıp ½ saat dinlendirilir. Küçük...

Börülce Böreği Tarifi

Börülce Böreği Tarifi

1 çay bardağı yağ ile ufalanmış kuru yufkalar 15 dakika karıştırılarak

Domates ve Yeşil Domates (Frenk Patlıcanı) Dolması

Domates ve Yeşil Domates (Frenk Patlıcanı) Dolması

Domateslerin diplerinden, içlerini oymak için birer kapak kesin, fakat kapağı gövdeden ayırmayın. Burada...

Mercimekli Sulu Aş Tarifi

Mercimekli Sulu Aş Tarifi

Mercimek ayıklanarak yıkanır. Tencerenin içine mercimek ve yeterli miktarda su konularak kaynatılır...

Kuzu Kral Tacı Tarifi

Kuzu Kral Tacı Tarifi


Kuzu kafeslerinin her iki yüzüne tuz ve karabiber serpiştirilir. Kuzu kafesleri her iki ucundan yan yana...

Kuru Biber Ve Patlıcan Dolması Tarifi

Kuru Biber Ve Patlıcan Dolması Tarifi

Bir tencereye yağ konur ve ince kıyılmış soğanlar pembele şinceye kadar kavrulur. Et kavrulur...

Arabaşı  Tarifi

Arabaşı Tarifi

Tavşan eti haşlanır. Parçalara ayrılır. Eti ile çorba yapılır. Su, un ve tuz karıştırılarak hamur yapılır...

Yalvaç Usulü Keşkek Tarifi

Yalvaç Usulü Keşkek Tarifi

Çömleğin tabanına pastırma konulur. Bir gün önceden ıslatılmış buğday ve nohut ilave edilir. Tuz atılır...

Soğan Dolması Tarifi

Soğan Dolması Tarifi

Soğanların kabuklarını soyun ve yıkayın. Diplerinden 1/2 cm, başlarından biraz daha derin keserek her...

Marmarina Tarifi

Marmarina Tarifi

Ispanakların köklerini (yapraklarını almadan) kesin. Kökleri bir yıkama kabına koyup, toprağı gidinceye...

Gürcü kavurması Tarifi

Gürcü kavurması Tarifi

Kuşbaşını önce pişiriyoruz. Ayrı bir kapta doğranmış soğan pembeleşinceye kadar tereyağ ile ...

Yahudı Kıftesı (Masluka) Tarifi

Yahudı Kıftesı (Masluka) Tarifi

Cırış 2 saat kadar ıslatılır. Önce iç malzemeleri karıştırılıp yoğrulur, hazır bekletilir. Çırış, isot, tuz...





Geleneksel Anadolu Mutfak Kültürü’nün Zenginliğinin Nedenleri
Geleneksel Anadolu Mutfak Kültürü yüzlerce hatta binlerce yıllık çabaların sonucu ortaya çıkmıştır. Bu da başlangıçtan itibaren farklı dönemlerde ve zamanlarda gelen birçok topluluğun payı yadsınamaz niteliktedir. Çünkü farklı yerlerden ve farklı zamanlardan gelen toplulukların her birinin mutfak kültürü, Anadolu Mutfak Kültürünün gelişimini etkilemiş ve çeşitlenmesinde önemli rol oynamıştır.
 
Türkiye, coğrafik olarak farklı bir topoğrafik yapıya sahiptir. Kısa mesafelerde bile rakım değişmekte, toprağın yapısı jeolojik yapıya bağlı olarak farklı yörelerde yapıları farklı olabilmektedir. Kısa mesafelerde topoğrafik yapının değişmesi nedeniyle farklı iklimler meydana gelebilmektedir. Bunların sonucu olarak topoğrafik yapısı, rakımı ve iklimi farklı olan her yerde çok farklı bitki ve hayvanlar yetişebilmektedir. Bu durum Geleneksel Anadolu Mutfak Kültürünün özgünlüğü ve zenginliğinin nedenini açıklar niteliktedir. Anadolu’da mevcut 12 bin çiçekli bitki türünden 3 bin kadarının endemik (Anadolu’ya özgü) olması bunun en çarpıcı kanıtıdır (Baysal, 2002; Akın, 2010).
 
Geleneksel Anadolu Mutfak Kültürü’nün Beslenme Açısından Önemi
Geleneksel Mutfak Kültürü’nün yaygın olduğu eski dönemlerde ekilen ya da yetiştirilen bitkiler o yörede yüzlerce hatta binlerce yıldan beri üretildiği için o yöreye adapte olmuş, doğal bitkilerdi. Eti, sütü, yumurtası, derisi için beslenen hayvanlar da yöreye adapte olmuş doğal bitkileri yediklerinden ve temiz kırlarda dolaştıklarından etleri, sütleri ve yumurtaları sağlıklı, doğal ve besleyici oluyordu. Elde edilen besinlerin toplanması, depolanması için yapılan işlemler elde  ve doğal işlemlerden geçirilip, küplerde, tahta ambarlarda ve besin saklama kuyularında muhafaza edilip depolandıklarından görünüm, yapı ve içeriklerini koruyorlardı.
 
Yemeklerin kilden, porselenden, kalın, kalaylanmış bakırdan yapılmış kaplarda odun veya odun kömüründe yavaş yavaş pişirilmesi hem besinlerin doğal yapısı korunduğu için yemeklerin görünümü, lezzeti ve kokusu hoş ve güzel oluyordu. Yemeklere konan, soğan, sarımsak, limon, domates, biber, yağ, tuz, nane, maydanoz, kekik, yaprak ve kırmızı biber gibi tatlandırıcı ve aromatik bitkiler de o yörede doğal ortamlarda yetiştirildiğinden hijyenik ve taze idiler. Gübre olarak da doğal gübre olarak bilinen evcil hayvanların bekletilmiş gübreleri kullanılıyordu. Yetiştiricilerin, bitki ve hayvanları yetiştirildiği ortamın toprağı, havası, suyunun da temiz olması, besinlerin, hoş görünümlü, kokulu ve tatlı olmasında temel rol oynuyordu (Özer ve ark., 2010; Akın, 2011).
 
Günümüzde ise bitki ve hayvanların yetiştirildiği ortamdaki toprağın, suyun, havanın istenilen şekilde temiz olmaması besinlerin başlangıçta sağlıklı ve lezzetli, hoş kokulu olmasını önlüyor. Beslenmek için yetiştirdiğimiz bitki ve hayvanların yetiştirildiği ortam kirli olduğu için ortamda bulunan kirli hava, su ve topraktaki zararlı  ve toksin maddeleri, bitki ve hayvanların zaman içerisinde vücutlarında biriktirdiğinden, bunları besin olarak kullandığımızda, bu kirli ve zararlı maddeleri vücudumuza alıyoruz. Zamanla da biriken bu zararlı ve toksik maddelerden dolayı yarar yerine zarar görüyoruz (Çepel, 2008; Akın, 2009).
 
Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra fazla kullanmaya başladığımız suni gübreler, bitki ve hayvan yetiştiriciliğinde parazitlere karşı kullanılan zirai mücadele ilaçlarının yaygınlaşması bunlardan elde edilen besinlerin besin kalitesini düşürdü. Daha sonraları daha fazla miktarda besin elde etmek uğruna, büyüme hormonları ve antibiyotiklerin, gıda katkı maddelerinin kullanılması, besinlerin kalitesi, lezzeti ve kokusuna daha fazla olumsuz etki yaptı. 1996 yılından itibaren giderek artan miktarlarda besin olarak kullanılmaya başlanan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) sağlıklı ve lezzetli besin bulmayı güçleştirdi. 
 
Öte yandan giderek artan hava, su, toprak kirlenmesi, sağlıksız pişirme kaplarının kullanılması ve yemeklerin pişirildiği tüpgaz, doğalgazın devreye girmesi, sağlıklı besin yetiştirmeyi, sağlıklı yemek yapmayı, doğal beslenmeyi neredeyse imkânsız hale getirdi. Sağlıklı beslenemediğimizin gözle görünür en büyük kanıtı, tüm toplumlarda giderek yaygınlaşan ve tedirgin edici boyutlara ulaşan kalp-damar hastalıkları, şeker hastalığı, kanser, alhzeimer gibi hastalıkların akut ve kronik etkilerini gösterebiliriz. Hastanelerin sayılarının her geçen gün nüfus artışından daha fazla yenilerinin açılmasına rağmen, tüm hastanelerin daima dolu olduğunu hepimiz gözlemleyebiliriz.
 
Sonuç
İnsanın yeryüzünde görülmesinden, günümüze gelinceye kadar geçen yaklaşık 2.5 milyon yıllık süreçte doğada gösterdiği yaşam mücadelesi, her türlü takdirin üzerindedir. Özellikle başlangıçtan,
 
yerleşik düzene geçtiği Neolitik Dönem’in (M.Ö. 9-8 bin yıl önce) başlangıcına kadar tamamen doğa koşullarında avcı-toplayıcı olarak yaşamını sürdürmüştür. Yerleşik düzene geçmesinden itibaren yaşam koşullarında meydana gelen iyileşmelerin ve teknolojik düzeyin gelişmişliğine bağlı olarak da yaşam kalitesinde giderek artan bir şekilde düzelme ve gelişmeler meydana gelmiştir.
 
Yaşam kalitesini belirleyen ve yaşamın devamını sağlayan temel öğelerden en önemlisi beslenmedir. Başarılı bir beslenme yapamayan canlı yaşamını devam ettiremez. İnsanlık tarihinde beslenme de toplumların bilgi, teknolojik düzeyine ve yaşanılan yerin koşullarına bağlı olarak farklı evrelere ayrılarak değerlendirilebilir.
 
Geleneksel Anadolu Mutfak Kültürü başlangıçtan günümüze gelinceye kadar 5 ana evreye ayrılarak incelenebilir. Geleneksel Anadolu Mutfak Kültürünün de Anadolu’da yaşayan toplumların gelişmişlik düzeylerine ve çevresel koşullara bağlı olarak, her dönemin kendine has özelliklerinin şekillendiği görülmüştür. İlk dönem olan avcılık- toplayıcılık dönemi, hemen hemen tüm dünyada benzerdir. Sonraki dönemler toplumların yaşadığı çevresel koşullara ve ulaşılan bilgi ve teknolojik düzeye bağlı değişme ve gelişme göstermiştir. 
 
Geleneksel Anadolu Mutfak Kültürü, bu koşullara göre gelişmiş ve şekillenmiştir. Bu dönemlerde en çarpıcı özellik, saray ve konaklarda yaşayan yüksek gelir düzeyine sahip olanların daha kaliteli ve besin değeri yüksek besinlerle beslendiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Halkın büyük çoğunluğu çevrede bulabildikleri besinlerle, beslenmiş ve besin diyetlerinin önemli bir kısmına un ve unlu mamuller oluşturmuştur. Aşağı yukarı her dönem de halkın çoğunluğunun düzenli ve yeterli beslenememiş olduklarını görüyoruz (Sürücüoğlu, 1999; Yılmaz, 2004).
 
İletişimin ve teknolojinin gelişmesiyle, ülkemizde ve tüm dünyada aşırı nüfus artışı, plansız sanayileşme, fazla suni gübre ve zirai mücadele ilaçlarının kullanılması, global düzeyde çevre kirlenmesini gündeme getirmiştir. Son yıllarda artan nüfusu beslemek için fazla ürün elde etme amaçlandığından bitki ve hayvanlara  büyüme hormonu ve antibiyotiklerin verilmesi, gıdalara gıda katkı maddelerinin konulması, sağlıklı beslenmeyi güçleştirmiştir. Son 18 yıldan beri Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) kullanılmasının giderek artması, sağlıklı ve kaliteli beslenmeyi imkânsız hale getirmiştir. Bunun en belirgin kanıtı, toplumda herhangi bir sağlık problemi olmayan yetişkin bir bireye neredeyse rastlanmamasıdır.