Bu haber 660 kez okundu / 7/14/2018

Halk Edebiyatında önemli yere sahip olan destanların oldukça çeşitli konuları vardır. Hata diyebilir ki, âşıklarımız, hemen her konuda destan söylemiştir.

Halk Edebiyatında Yemek Destanları "Sn. Dr. Doğan KAYA"

 

Âşık edebiyatının temsilcileri olan âşıklar, hemen her konuda destanlar söylemişlerdir. Bunların içinde yemek destanları önemli bir yer tutar. Yemekleri konu edinen ilk manzum örnekler XIV. Yüzyılda karşımıza çıkar. “Sımatiye” olarak adlandırılan bu eserler Kaygusuz Abdal’a aittir. Bunların çoğu on bir heceli olmakla beraber sekiz ve on dört hece ile söylenmiş olanları da vardır. Yemek destanlarında sebze yemekleri, kebaplar, köfteler, börekler, çörekler, pilavlar, turşular, tatlılar, salatalar, meyveler konu edilmiştir. 

 

Halk Edebiyatında önemli yere sahip olan destanların oldukça çeşitli konuları vardır. Hata diyebilir ki, âşıklarımız, hemen her konuda destan söylemiştir. Yemek destanları da bunlardan birisidir. Yemek destanları, ihtiva ettiği yemek çeşitleri ve buna bağlı gıdalar ile birlikte, bir bakıma yöre kültürü ve tarih açısından vesika değerindedir. 

 

Edebiyatımızda yemekler üzerine söylenmiş ilk manzum eserler XIV. Yüzyılın sonu ile XV. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Kaygusuz Abdal’a aittir. Bu şiirler, literatürümüzde “sımatiye” olarak bilinir. Sımat, “sofraya dizilmiş yemekler”, sımatiye de “ yemekler hakkında yazılmış şiir” demektir. Sımatiyelerin ölçüleri değişiktir ve birimi genellikle beyittir. Orhan Şaik Gökyay, Türk Folkloru dergisinde sözünü ettiğimiz sımatiyelerden on tanesini yayımlamıştır. Sımatiyelerde yemek adı ve gıda olarak şu adlar geçmektedir: 

 

“Şeker, gülbeşeker, helva, bal, paluze, güllab, ballı kaygana, kaymak, yağ, tuz, ekmek, yufka, kalın yufka, çörek, arpa çöreği, darı çöreği, pilav, pirinç, bulgur, tarhana, keşkek, erişte, kebap, püryan, kavurma, yahni, et, burma, kalye, samsa, zeytin, soğan, havuç, hurma, şeftali, zerdali, üzüm, elma, armut, erik, kiraz, karpuz, düğlek, koz, fındık, fıstık, leblebi, kuru üzüm, badem, cacık, su, şerbet, somun, pide, katmer, hardallı yahni, sirkeli ve sarımsaklı paça, baharlı somağ, zerde, yağlı herse, muhallebi, sütlü pirinç, köfte, höşmeri, baklava, mamunya, zülbiye...” 

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi manzum eserlerin ilki XV. yüzyılda ortaya konulmuştur. Kültürümüzde, mensur eser olarak adından söz edeceğimiz ilk eser de yine aynı yüzyıla aittir. Bu, Muhammed bin Mahmud Şirvanî’nin Tabh-ı Et’ime adıyla Arapça Kitabü’t-Tabih adlı eserden çevirdiği yazma eserdir. İkinci eser ise, XVIII. Yüzyılda yazılan ve müellifi belli olmayan Ağdiye Risalesidir. Bu eseri Et-Terkîbât fi Tabhi’l- Hulviyyât (Yazıldığı yıl: 1828) izler.

 

“İnsanlar bin kalıba soka soka ve bin türlü muameleden geçire geçire ortaya yemek namı altında bazen öyle bir harika çıkarırlar ki karşısında bana, adeta hilkatin parmağını ısırdığına hükmettirirler. Meselâ, bir tepsi saray baklavasını göz önüne getiriniz: Elyafındaki o incelik, o ter ü tazelik gül yaprağındaki gibi zarif ve nazik değil midir? O kabarıklıkta bir manolya goncesi dolgunluğu ve taksimdeki intizamda bir tarh mükemmeliyeti, kırmızı benekli tatlı manzarasında ise bir çemenzar letafeti yok mudur? Ya lezzetini en nefis meyvelerden biri olan incir kadar şekerli ve latif bulmaz mısınız? 

 

Sonra saray lokmasını düşününüz, hani üstü sert, kıtır kıtırdır da ısırınca ağzınız balla dolar, böyle bu derece ustalıklı ve şekerli yemiş henüz dünya yüzünde yoktur. Benibeşer aşçılık namı altında adeta tabiatla rekabete kalkmıştır, küstahçasına meydan okur ve ekseriya da kudret ve meziyetini takdir ettirir. 

 

Ne yazık ki bir heykeltıraş, bir ressam, bir mucit zekası, mahareti ve himmetiyle çalışan bu adamın meydana koyduğu eser, o eser-i nahif derhal mahvolmaya mahkumdur; zamanın değil, insanların dişleri her parmağında bir kelebek kanadı inceliği ve her parçasında bir çilek goncası itinası saklı olan bu sanat eserini güvelerin kürkleri, farelerin atlas işlemeleri, küf ve pasların gümüş takımları yiyip bitirdiği gibi fakat daha süratli ve daha merhametsiz bir surette, parça parça eder, övütür ve yutar. 

 

Mesalâ bir tavukgöğsü, etin tatlı haline gelişi ne demektir? Bundaki inceliğe ve maharete şaşılmaz mı? Bir tabak kefal pilâkisini hatırlayalım: O patates parçaları, havuç kesmeleri ve kereviz yaprakları ona niçin, nasıl bir tecrübeden sonra ve nasıl bir zevk-i selim ile ilâve edilmiştir, kaç nesil asırlardan beri uğraşarak kefal balığını bu tarza sokmuş, bu terakkiye mazhar etmiş ve ona bu kemâli buldurmuştur? İlk insanlar, malum a, balığı denizden çıktığı gibi çiy çiy başından ısırıp kılçıklarını ayırmadan çatır çatır ve şapur şapur yiyip yutarlardı; sonra ateşe göstermeğe alıştılar; daha sonra da haşlamasını yaptılar. Bunu müteakip yağ sebze ilâvesine başlandı, nihayet şu hale soktular. Bu tebeddüller yüzlerce asır sürdü. Onun için bugün bir mayonezli levrek veya revani yahut da bir tencere yaprak dolması adeta bir vapur makinesi, bir elektrik feneri, bir mikroskop ve bir gram radyum kadar medeniyet ve terakki âsarından, delail-i kemalattan sayılır, sayılırsa doğru olur.”  

 

Âşık Edebiyatında bugüne kadar söylenmiş destanlar dörtlüklerle vücuda getirilmiştir. Beyitlerle söylenmiş olan yemek destanları yok denecek kadar azdır. İçlerinde en hacimlisi, 41 dörtlükle Korkusuz Abdal adına kayıtlı olup sekiz heceli ve tek ayaktır. Bunu 36 dörtlükle Sivaslı Gülebi’nin şiiri izler. En hacimsiz destan ise üç dörtlük olarak yine Sivaslı âşık olan Kul Mehmet (Mehmet Anulur)’e aittir. 

 

Yemek destanlarının çoğu on bir hecelidir. Sekiz ve on dört heceli destanlar da söylenmiştir. Bu vadide söylenmiş yüzlerce destan muhteva itibariyle çeşitli özellik gösterirler. 

 

1. Çeşitli yemek ve gıdaları konu edinen destanlar, 

2. Sadece bir yemeği, içeceği, tatlıyı veya meyveyi (bulgur pilavı, balık, çiğ köfte, çökelek, ayran, kavun, üzüm vs. gibi...) ele alan destanlar, 

3. Mizahî yemek destanları. 

 

Ekmek 

Başımızın odur tacı Zehir değil olsun acı Bayat diye atma bacı Süründürür bizi ekmek 

İsrafla kalırız geri Rençperlerin alın teri Çöplükler olursa yeri Süründürür bizi ekmek 

Garip Ozan sözün hakla Afrikalı gelsin akla Bayatları iyi sakla Süründürür bizi ekmek 

 

1. ALİ ABBAS BAKIR [1928, Gemerek-Eskiyurt (Alakilise) köyü)] 

Yayla

Yaz gelince yaylalara göçmeli Gönül dengi birkaç komşu seçmeli Tencerede mantar kuzu pişmeli Yemeyi içmeyi değer bu yayla 

Düzeltelim geçim ile dirliği Yaylanın havası hayat varlığı Gezmelidir demir kaya karlığı Gezip de görmeyi değer bu yayla 

Bu yurdun mantarı tatlar durağı Yanında olursa kuzu yüreği Unutma çay ile yağlı çöreği Yemeyi içmeyi değer bu yayla 

Koyunun yoğurdu sütü kaymağı Dil tutmuyor türlerini saymağa İştahı saçılır bilmez doymağı Yemeyi içmeyi değer bu yayla 

Kebap pınarına kurulsa çadır Sorulursa okşansa gönülle hatır Al’Abbas bu sözü burada bitir Sorup okşamayı değer bu yayla 

 

2. ALİ DAYI (Ali Açık, 1925-2002, Yıldızeli-Çubuk köyü) Yemek Destanı 

Her milletin vardır türlü yemeği Cihanda Türklerin aşı başkadır Lezzet için çok verirler emeği Pirzola bifteği şişi başkadır 

Döner yiyip ızgaraya başlama Sivas kebabını sakın taşlama Bol tiritli taze pişmiş haşlama Koyunun kuzunun döşü başkadır 

Tükenir mi aşçıların hilesi Çırağı ağlatır usta sillesi
Fırında kızarmış kuzu kellesi Hele mor koyunun başı başkadır 

Kabak dolması da çıkar düzlere Gelin bakın sarmadaki pozlara Baklava da çok gülüyor yüzlere Neşeli görünür kaşı başkadır 

Malzemenin iyisinden alınsın Geç kalmadan hemen eve salınsın Yemeklerin her türlüsü bulunsun En azından olan şeşi başkadır 

Mantı böreğini peynirli yapın Çabuk koyun biraz fazlaca kapın Doyanlar çekilip bir yana sapın Bulunmaz emsali eşi başkadır 

Peynirle böreği çokça severim Geç kalmasın diye fazla everim Sabrım kaçar çocukları döverim Sıcağıyla gelen bişi başkadır 

Yumurta da her bir şeye karışır Koçlar gibi birbiriyle tokuşur Çoluk çocuk seyir eder bakışır İçi kısım kısım dışı başkadır 

Kurun semaveri çabuk kaynasın Sular göbek atsın çaylar oynasın Dostlar gelsin içmeyinen doymasın Keklik kanı gibi beşi başkadır 

Hepisinin başı ekmek tuz olsun Hindi gelsin arkasından kaz olsun Belki karnım doymaz piliç tez olsun Bunlar hayâl ise düşü başkadır 

Pirinci seçmeden koymuş kazana Ne çöpüne bakmış ne de hozana Dili döner dönmez kızar ozana Pilav isyan eder taşı başkadır 

Revani kadayıf çıksın aradan Tulumba tatlısı geçsin buradan Sütlaç hesap gördü aktan karadan Anamın yaptığı keşi başkadır 

Salatalar türlü türlü bezenir Karnıyarık yatıp yatıp uzanır Hanımlar pişirir beyler kazanır Herkesin gördüğü işi başkadır 

Pek severim meyvelerin tadını Teker teker sayamadım adını Tepside kızartın kuzu budunu Dolusu başkadır boşu başkadır 

Mercimeğin herlesine bayıldım Kaşık kapıp baş ucuna koyuldum Ali Dayı yaza yaza duyuldum Ömür böyle geçti yaşı başkadır 

 

3. ALİ ERTEKİN (1929- Divriği-Başören köyü) Olsa Yerdim 

Bulgur pilav kuzu eti Birlik pişir dök tiridi
Yap da bir gör sen lezzeti Olsa yerdim, olsa yerdim 

Biber domates dolması Hem fasulye patatesi Bir de lahana sarması 

Pirinç pilav tereyağı Marul salata soğanlı Hasretinden sinem dağlı Olsa yerdim, olsa yerdim 

Kıyma ile yap ıspanak
Bir de buna yoğurt katmak Hem de olsa sütlü kabak 

Olsa yerdim, olsa yerdim 

Şu Anteb’in baklavası Kadayıf pasta tatlısı Lahmacunu çiğ köftesi Olsa yerdim, olsa yerdim 

Kuru fasulye piyazı Pırasayı kerevizi Sevmiyordum bu terazi Olsa yemem, olsa yemem 

Olsa yerdim, olsa yerdim 

Karnıyarık kadın budu Mercimek ile nohudu Yedim mideme dokundu Olsa yemem, olsa yemem 

Elma armut dut kayısı Portakal erik kirazı Uskumrunun ızgarası Olsa yerdim, olsa yerdim 

Ertekin’e siz gülmeyin Param yok alıp yiyeyim Gözüm görmez çok görmeyin Olsa yerdim, olsa yerdim 

 

4. ALİ ERTEKİN (1929- Divriği-Başören köyü) Yemekler 

Yemeklerin şahı kuru fasulye Hele zeytin yağlı piyaz olursa Esas ismi kokmuş çürük lobiye Ya içinde et suyu da olursa 

Kaynana diliyle acı pırasa
Hele bir de ekşi ekşi kokarsa
Hiç bir daha yemem kafam kızarsa Hele içinde de limon olmazsa 

Mercimeğe yazmış idim mektubu Unutur muyum hiç taşlı nohutu Altın pahasına çıkmış fiyatı
Ya içinde Vita yağı olursa 

Makarna bulgura kafa tutarsa Aç karnına kim yiyip de yatarsa Zehirlenip yatağından kalkarsa İyi olur pan zehiri olursa 

Kıral olmuş şu sümüklü bamya Benim gücüm yetmez balık tavaya 

Baklaya diyeceğim asla hiç de yok Tarhanaya dargınlığım gayet çok Bunları yiyemem karnım da tok Kapuskanın acı huyu olursa 

Kereviz diyorlar onun adına Çoktan küsmüş idi m semiz otuna Hiç bakmadım ben onların tadına Hele içinde de kabak olursa 

Beğenmiş kendini çürük patates İçine doğranmış canım domates Severim yemeği gayette nefis Hele baharatı yağı bol olursa 

Bakın ıspanağın lezzetine tadına Düşer ise pişirenin babına Gölge düşmez kırallıkta tahtına Yumurta yağ kıyması bol olursa 

Ertekin’im der ki zengin olursam Onlardan bir kaçını bulursam 

Döndük yine taze duru çorbaya Yiye yiye şu karnımı doyursam Limonu sirkesi kafi olursa Bir parçacık dizde derman olursa

 

5. DERDİYAR (Murat Tanrıverdi, 1961, Sivas-Sivritepe köyü) Hayâl Pilavı 

Yaz oldu ekinde hayâl sofrası Tütüyor burnumda buyrun ağalar Peskütan çorbası keşkekle çalım Atıyor sofrada buyrun ağalar 

Karnıyarık vezir türlü de paşa Kuru fasulyeyelafım yok haşa Tirit, ekmek aşı, güreşir başa Tutuyor sofrada buyrun ağalar 

Evelik, lahana, yaprak sarması Kemikle pişmişse herle çorbası Bir kenarda kızmış kabak dolması Çatıyor sofrada buyrun ağalar 

Abam küp peynirin yağda söndürür Uşak kapar midesine indirir Yumurtalı oğmaç başın döndürür Bitiyor sofrada buyrun ağalar 

Yığın gölgesinde pancar aşına Madımak çorbası sofra başına Hasıdanın çok düşerim peşine Yatıyor sofrada buyrun ağalar 

Biber dolmasının acı alavı Yeşil fasulyenin geçmez kılavı Fakirin yemeği bulgur pilavı Yetiyor sofrada buyrun ağalar 

Papatesli içli köftenin adı Hıngelin aklımdan çıkmıyor tadı Dal turşusu olmuş sanki bir kadı Ötüyor sofrada buyrun ağalar 

Kavurma, yumurta eriştesini İnsan unutur mu böyle besini Bu sofra fakirin yok kesesini Yutuyor sofrada buyrun ağalar 

Derdiyar’ım yeter bırak bu düşü Hayalle yenir mi mercimek aşı Gün geldi geçiyor harman güneşi Batıyor sofrada buyrun ağalar 

 

6. FAHRÎ (Süleyman, Sivas merkez) Yemek Destanı 

Gönül kahvaltıya irtikap eder Üzerinde şeker, kaymak bulunmaz Elli gündür perhiz altmışa gider 

Ala şafak herle* karşıma geçer Bıyık bulaşığı sakala saçar İçeriz çorbayı vay çarınaçar 

Allah’a şükr ettik doymak bulunmaz Sol düğüden** gayrı müştak bulunmaz Çuvaldan tükendi gitti tarhana Bari yemlik, madımalak bitmedi 

Şimdi herle baba attı barhana*** Ne diyesin boynunu hep sarhana Peynir dedikleri durak bulunmaz 

Ezeli yer idim baklava, börek 

Başı da buğulu nakışlı çörek Üzüm hoşafı ister yanıktır yürek Pirinç tutiyadır ahmak bulunmaz 

Dudağım yarıldı karnım gurular Göynüm yahni, patlıcanı arzular 

Kuyruğu üç okka kalık** kuzular Çayırlı çimenli yaylak bulunmaz 

Dişlerim çürüdü çiğdem tatmadı Ispanağı yoğurt ile katmadı İçinde zerrece sarımsak bulunmaz 

Köfteye hasretim kâr etti cana 

Bir kez yüzün göre idim kaygana* Katmer, kömbe küsmüş gelmez meydana 

Hem kalındır ağız korkak bulunmaz 

Gel ey Fahrî tekmil eyle destanı Buğda ekmeği gitti bulunmaz hani 

Darı ekmeğini kesme Yaradan Gani Ardından vurmaya tokmak bulunmaz 

 

7. GÜLEBİ (Kadir Gülsoy, 1926, Gürün-İncesu köyü) Bizim Yemeklerimiz 

Bilmem gerek var mı bunu demeye Pek lezizdir bizim yemeklerimiz Çorbadan başlanır bizde yemeğe Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Erişte çorbası her mevsim yenir Duruca sütlaşa süt çorba denir Lahana çorba da pancar tat verir Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Çorbalardan sonra gelir sebzeler Her yemeğe lezzet katar şu biber Hıyarlı ayranla için serinler
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Köylüler çok yerler sirken madımak Yemlik yülme ye de bir tadına bak Dağların limonu şu kuzukulak
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Soğan sarımsak da sebze tayfası 

Çeşitli yaparız yoğurt çorbayı Peskütanla pişirirler tavgayı Günde kuruturuz biz tarhanayı Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Bizde bol bol kaynar karavanası Avcarlıca olur bulgur çorbası İnsanı doyurmaz bir-iki tası
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Ispanak mıhlası pürpürüm cacık Bamyayı bilmezdik sonra tanıdık Bezelyeyi görsek culbat sanırdık Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Fasulye beyimiz sebzeler başı Her mevsim yenilir kurusu yaşı Türlümüz güvecin küçük kardeşi Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Salataya bazen menemen deriz 

Burun kırar mübareğin rayhası Gene de sağlığa pek çok faydası Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Şimdi de sırada çorbamsı aşlar Bunların başında ekşili aş var Düğücük aşı da ağzımı yakar Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Cılbırı bilmezsen benden sormalı Patatesli mercimekli kıymalı Ekmeği doğrayıp karıştırmalı Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Yazları cacığı tercih ederiz Et sebze ne bulsak yumulur yeriz Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Patatesli cıvık aş yumuşak pilav Herle çorbasında kaşığa kılav Kocabaş aşını safradan tez sav Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Mantıları çıkaramam sıradan Onların yokluğun verme yaradan Her gün etli mantı çıksın kuradan Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Yoğurtlu mantıyı yiyenler bilir
Sumak sıkılırsa tutmaç da denir İçine ya patates ya peynir koruz 

Hıngel Karslı olan evlerde yenir Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Şimdi sıra geldi yağlı dolmaya Eğer alışmışsak sumaklamaya Hıyar dolma gibi dolma olmaya Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Mumbar dolmasını sakın unutma Çok leziz bir yemek yabana atma Biraz sıcakken ye fazla soğutma Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Börekler başlıyor undan öteki Böreklerin başı tandır ketesi
Bir de o Gürün’ün saç teşt kömbesi Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Misafir harcıdır yağda yumurta Yiyin bakın nasıl imiş kaygana Elbet etle sütte lazım insana
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Etli bulgur pirinç pilav bulursan Önüme de bir tas ayran alırsam Dayanamam elden geri kalırsam 

Üstüne de tereyağı dökeriz
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Hep de güzel olur yaprak sarmalar Hiç biri olamaz lahana kadar Listede kabakla patlıcan da var Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Biberi küstürmem oda lezizdir Zeytinyağlı dolma ağır azizdir İştahı olana hepisi de bir
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Yengel olur ıspanağın çöreği Peynirden kıymadan yufka böreği Tandır etmeğimiz dinin direği Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Gençler diş biliyor artık pilava Pilavdan yaşlılar alsınlar hava Aman çok kaçırmam gelip de tava Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Kemiksiz et ile yarmadan kaynar Bizim heriseye keşkek diyorlar Üstüne de tereyağı koyanlar 

Bizde bir mantı var su börek deriz 

Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Şimdi sıra sizde canım tatlılar Listenin başında kurabiye var Yemesin yaşlılar diyabet yapar Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Sabah erken yerler süt kaymağını Bala katıp yerler tere yağını Gidin de bir görün Gürün dağını Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Köftelerin bizde geniş yeri var Köftenin mevsimi o ramazanlar Oruçtan çıkanlar köfteyle doyar Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Köfteli etimiz pek kıymetlidir Yemekle doyulmaz çok lezzetlidir Mübareği sen yedikçe yedirir
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Yeşil mercimeği kazanda kaynat Yağda yumurtayla soğan kıyma kat İnce bulgur da kat çiğ köfte yarat Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Baklava kadayıf sonra tulumba Revanı reçeller bunlardan sonra Bizim omacı da sakın unutma Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

 

8. GÜLHANÎ (Mehmet Kargı, 1940, Gürün-Ayvalı köyü) Bizim Yemeklerimiz 

Karnı aç olanlar buyursun gelsin Güzel olur bizim yemeklerimiz Yiyin için doyun afiyet olsun Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Çoban kavurması burnumda tüter Balı kaymak ile karıştır yeter Hemi kuvvet verir hemi tok tutar Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Patatesli kömbe meşhur buradan
İçli köfte çok sevilir yöreden
Gürün, Kangal, Ulaş, Hafik, Zara’dan 

Etli pilavımız yemeyi değer Yanı sıra turşu olursa eğer Tarhana çorbası şifaymış meğer Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Bütün yemekleri çekince canım Hemen hazırlayıp getirir hanım Bilir misin bayram olur her günüm Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Anam her gün yufka ekmek sulardı Sütü kaynatırdı yoğurt çalardı Sofrayı hazırlar namaz kılardı 

Nerdeyse heyvayı unutuyordum Yanında da hazır koyun yoğurdum Böyle beslenip de can buluyordum Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

İçli köfte sanki bulgur lokumu Yedikçe bilmezsin hiç doyduğunu Hatırlarım sekiz on saydığımı
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Yoğurtlu köfteyi bol bol yaparlar İçine de yoğurt pezik katarlar Sivaslılar bunu salçayla yapar Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Gülaboğlu bunlar Gürün yemeği Yensin diye çektim bunca emeği Cümlenize nasip etsin yemeyi Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 

Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Kuskus, mantı, su böreği, kaygana Güveç pek hoş olur lezzetten yana Gelen giden yiyor kalmıyor bana Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Her yörenin vardır ayrı yemeği Hele eriştenin çoktur emeği Üstüne dökeriz ekşi sumağı Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Dut pestili, ceviz, kavurga, hedik Doyuncaya kadar oturduk yedik Hepisine damak tadıdır dedik Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Patlıcan musakka, biber dolması Bir nimettir soframızda olması Üzerine çay kahvenin gelmesi Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Boranımız vardır yarmamız vardır Bol kıymalı yaprak sarmamız vardır Tereyağlı omaç dürmemiz vardır Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Bir de tatlıları tanıtacaktım
Az kalsın sütlacı unutacaktım Sofrayı elimle donatacaktım Güzel olur bizim yemeklerimiz 

Gülhanî’yim karnımızı doyurduk Madımağı misafire ayırdık Türküsüyle adımızı duyurduk Güzel olur bizim yemeklerimiz 

 

 9. KAMBER NAR (1956, Kangal-Karanlık köyü) Tadı Damağımda Kaldı 

Köyümdeki yemeklerin Tadı damağımda kaldı Tandırdaki ekmeklerin Tadı damağımda kaldı 

Kırda otlayan sürümün Çökelikli bir dürümün Kuzukulak, pürpürümün Tadı damağımda kaldı 

Haşıl sofrada baş tacın Pilavdır senin ilacın Babikko ile omacın Tadı damağımda kaldı 

Anıklı mis tarhananın Tereyağlı kaygananın 

İlk kez giydiğim urbanın Yılda kesilen kurbanın Soslu düğürcek çorbanın Tadı damağımda kaldı 

Tereyağlı eriştenin Bazlama ile ketenin Bulgurdan içli köftenin Tadı damağımda kaldı 

Yoğurttan ayrana değin Boşa gider mi emeğin Boranı denen yemeğin Tadı damağımda kaldı 

Sütlü çorba elbet senin Sacüstü yola gidenin 

Eti güzeldir dananın Tadı damağımda kaldı 

Pıtpıtıyı savurmanın Teştte helva çevirmenin Küpte yağlı kavurmanın Tadı damağımda kaldı 

Pancar püründen dolmanın Hoşaflık çirle, elmanın Herleye kaşık çalmanın Tadı damağımda kaldı 

Taş ile ezilen unun Hedik ile bulgurunun Yağlı ekmek cumurunun Tadı damağımda kaldı 

Lor peynir ağız nerenin Balda aranan çarenin Muharremde aşurenin Tadı damağımda kaldı 

Yolcuya el sallamanın Tez okuyup bellemenin Sac arası küllemenin Tadı damağımda kaldı 

Kendime etli yarmanın Ayranlı köfte karmanın Cılbır, lahana sarmanın Tadı damağımda kaldı 

Koyundan koyultmaç sağın Lezzetlidir sütün yağın Yemlik ile madımağın Tadı damağımda kaldı 

Hele de içli kömbenin Tadı damağımda kaldı 

Sergi yanında yatmanın Yoğurda parmak atmanın Kuru kaymaktan tatmanın Tadı damağımda kaldı 

Hem yazının hem kışının Yemeklerde tuz taşının Soğanlı ekmek aşının Tadı damağımda kaldı 

Mantı yenir serin serin Bol soğanlı tirit verin Telliceli bir katmerin Tadı damağımda kaldı 

Bir başkadır tadı avın Az gelirdi karpuz kavun Göbelekli bir pilavın Tadı damağımda kaldı 

Keşkeğin yemeği çetin Katıklı çorbayı katın Güneşte kurumuş etin Tadı damağımda kaldı 

Zevki farklıdır herkesin Peynirden dilimler kesin Dövmeli bir patatesin Tadı damağımda kaldı 

Bu yöreler Kamber Nar’ın Kekik kokan mor dağların Buz gibi akan pınarın
Tadı damağımda kaldı

 

halk edebiyatinda yemek destanlari

 

10. KARAOĞLAN (1690-1765, Kargılı köyü-Zara) Pek Severim 

Tandırda kuzu kebabı Köz üstünde püryaniyi Pek severim pek severim Hemen getirin yahniyi 

Hele olursa erbabı Pek severim pek severim 

Hoş olur baklava börek Hele getirinde görek Öyleye ekşili çörek
Pek severim pek severim 

Tereyağlı kayganayı
Hiç kaçırmam baklavayı Taze pişmiş fodulayı Pek severim pek severim 

Taş çanakta üryaniyi Pek severim pek severim 

Peksimetli paparayı Zemheride tarhanayı Hele pazılı mıhlayı
Pek severim pek severim 

Zemheride tirit aşı
Pek hoş olur kuzu başı Kar’oğlan’ım kelecoşu Pek severim pek severi

 

11. KARAOĞLAN (1690-1765, Kargılı köyü-Zara) Ne Hoş Olur 

Sabah tarhana çorbası Ne hoş olur ne hoş olur Öğleye yaprak sarması Ne hoş olur ne hoş olur 

Taş çanakta yağlı kıyma Av etinin geri koyma Ayranı yanından ayırma Ne hoş olur ne hoş olur 

Kekliğe doyum olur mu Her kuşa kıyım olur mu Bir budu payım olur mu Ne hoş olur ne hoş olur 

Çil kekliğin iki budu Severim elma armudu Getirin kaymak yoğurdu Ne hoş olur ne hoş olur 

Saç üstünde ballı börek Hele getirin de görek Dostlar ile sohbete gerek Ne hoş olur ne hoş olur 

Pek severim baklavayı Kıymalı bulgur pilavı Yanında üzüm hoşavı Ne hoş olur ne hoş olur 

Fırında peynir pidesi Biraz da elmas köftesi Üstüne turşu mıhlası Ne hoş olur ne hoş olur 

Kuzular kebap olursa Bir budu bana kalırsa Üstüne kahve gelirse Ne hoş olur ne hoş olur 

Kar’oğlan’ım çalar sazı Hemen pişir ördek kazı Yanında da turşu pazı Ne hoş olur ne hoş olur 

 

12. KELAMÎ (İsmet Yılmaz, 1956, Ulaş-Eskikarahisar köyü) Başkadır 

Turşu mıhlaması, düğür çorbası Bizim yemeklerin tadı başkadır Mumbar dolmasıyla yaprak sarması Her birinin ismi adı başkadır 

Kurun semaveri başında durak Demeyin nerede baklava, börek Meyveleri zaten methe yok gerek Elması, armudu, dutu başkadır 

 

13. KUL MEHMET (Mehmet Anulur. Tel Helva 

Pestkütanı, keşi değişmem bala Su böreği, hıngel, madımak hele Hepsi ayrı lezzet verirler dile Acılı biberli badı başkadır 

Kelamî sofraya gelin oturun Haşlama suyuna ekmek batırın Sivas kebabını tezden getirin İçli köfte, kadın budu başkadır 

1949, Sivas) 

Tel tel tel tel bu helva Bu Sivas’ta bu helva Uzun kış geceleri Çek yiyelim tel helva 

Miyanemiz taşlıkta Komşu var aralıkta Halkası katı kırkta Çek yiyelim tel helva 

Ne güzel gelenekler Bacada biri bekler Boşa gider emekler Çek yiyelim tel helva 

Dayı bu gün sizdeyiz Tel helvayı severiz Miyanesi şekeri
Çek yiyelim tel helva 

Bir turşunun suyundan V azgeçemem toyundan Huylu geçmez huyundan Çek yiyelim tel helva 

Kul Mehmet töre bizde Şenlik var hanemizde Yarın gece de sizde Çek yiyelim tel helva 

 

14. KUL MEHMET (Mehmet Anulur. 1949, Sivas) Çiğ Köfte 

Çiğ köftenin acısı Dilim yaktı sancısı Nazlanma yar bacısı İlle de canım çiğ köfte 

Ellerin dert görmesin Acı diyen yemesin Vur sazlara inlesin İlle de canım çiğ köfte 

Kul Mehmet’in diyesi Allı fistan giyesi Dostlarımın yiyesi
İlle de canım çiğ köfte 

 

15. KUL MEHMET (Mehmet Anulur. 1949, Sivas) Hıngel Destanı 

Okuldan dönünce bize Hanım dedi: Hıngel taze Kim sabrede onu uze 

Vay halime vay halime Vay hıngele vay hıngele Yiyenler yatıp yan gele 

Evden yürüdüm çarşıya Zorunan geçtim karşıya Ellinciyıl’da on çaya 

Bağlantı 

Geldim tezgaha çöktüm Sodayı dizime döktüm
Bu hıngelden neler çektim 

Bağlantı 

Vay hıngele vay hıngele Yiyenler yatıp yan gele Kırk altıda yersen hıngel Sarayın önünden döngel 

Bağlantı 

Sini bitti de doymadım Dibinde ‘yd’ğurt koymadım Yağı kalsın kıyamadım 

Bağlantı 

Sanki taşı bağladılar Dikili Taş’a yolladılar Dersin beni ağ(u)ladılar 

Bağlantı 

Abdest aldın duramadım Yatsıyı da kılamadım Ölçüsünü bulamadım 

Bağlantı 

Kul Mehmet zorun ne idi Hep önünde el mi yedi Bir daha yutma hıngeli 

Bağlantı 

 

16. KUL MEHMET (Mehmet Anulur. 1949, Sivas) Bulgur Pilavı 

Ne hoş olur onun üstünde pezük Gider kaşık kaşık bulgur pilavı Yarim kaşık tutar parmakta yüzük Gider kaşık kaşık bulgur pilavı 

Et suyundan tavuk etin arala Gider kaşık kaşık bulgur pilavı Üzüm hoşafında derdi karala Gider kaşık kaşık bu1gur pilavı 

Mercimeklisin, herkes hayranı Gider kaşık kaşık bulgur pilavı Yanında varise katık, ayran Gider kaşık kaşık bulgur pilavı 

Kul Mehmet’im, yemeyenler kayıpta Gider kaşık kaşık bulgur pilavı Bacada, sayada, ayran yayıkta Gider kaşık kaşık bulgur pilavı 

 

17. KUL KEMAL (Mehmet Anulur. 1949, Sivas) Sivas’ın Yemekleri 

Karnım acıktı düşündüm Nerde ne yesem şaşırdım Sivas’ı akla düşürdüm Yemeğini yiyebilsem 

Sac arası kebap dolsa Ayran bulgur pilav bulsa Kablan’ın domatesi olsa Tuzlayarak yiyebilsem 

Sabah herle çorbasını Tandır ekmek sarmasını Çökelekle dürmesini Sarıp sarıp yiyebilsem 

Güzelce bir mantı yapın
Koyun yoğurdundan katınOlsa şöyle birde kahvaltı Sarmısaklı etin katın Yanında da sini tatlı Kepçe ile içebilsem Elim ile yiyebilsem 

 

18. MEMİŞ EROĞLU (1925, Kangal-Alacahan) Yemeğe Hasret 

Ilıt kızım ılıt çorbayı ılıt
Yağa selâm söyle peyniri kurut Çay ile çörekte kaldı bir umut Aradım da yağı bulduramadım 

Hele durun yavrularım şükr eylen Yaradan’ın ismi ile zikr eylen Habibin hürmeti bir ihsan eylen Garip arzuhalim bildiremedim 

Hak Taalâ ihsan etmiş bu ayı
Aldı her tarafı zeytinin yağı
Bize küsmüş eriştenin pilavı
Çok minnet eyledim güldüremedim 

Ah ettikçe kanlar akar sineden Çökelikle yoğurt yoktur binadan Kaymak kendisini asmış semadan Mansur gibi dardan indiremedim 

Otuz yıldır doldurmadım çileyi Kabul ettim senden gelen belâyı Canım çalkamayla bulgur pilavı Yayıktan ayranı döğdüremedim 

Çağır âşık Memiş Allah’a çağır Dönmüyor dolabın çarkı pek ağır Bereket kesildi kalmadı hayır Demek ki kulluğu bildiremedim 

 

19. RUHSATÎ (Mustafa, 1935-1911, Kangal-Deliktaş köyü) Ederdim 

Padişahım beni aşçı baş’etse Bulgur pilavını hergün ederim Çatal ferman getirttirip katline Bostan pancarını sürgün ederim 

Madımak diyerek döşerler bir ot Çoğuna it siyer mideni gen tut Çirişi topla da yel olana sat Yemliği tez günde tezgin ederim 

Hiçe değmez pancar ile pırasa 

Lâzım değil bamiyenin balgamı Uğratmayın havuç ile şalgamı Bazı bazı bulur isem dalgamı Lahna sarmasını birgün ederim 

Kabak şöyle dursun cennette yerim Soğan, sarmısağı perhizde derim Marul, pırasayı almaz defterim Patates ekmeği hergün ederim 

Katıklı çorbaya ot doğramazken 

Çoban onu dağda yayar Koyun tam gönlüme ayar Benim özüm kuzu sever Çevirmeyi yiyebilsem 

Kul Kemal’im öğlen vahtı 

Şayestedir yer elması Sivas’a kıvratmazken 

Ayva dolmasından getir var ise Turunç yaprağını durgun ederim 

Bu takımlar bizim işe yaramaz Çoban olsam bazı yerim göremez Bostancıdan hiç bir zengin türemez Kavunu karpuzu kırgın ederim 

 

20. SEFİL SELİMÎ (Ahmet Günbulut, Yenir Bu Yemek 

Türklerin sofrası cennet sofrası Sokul geri kalma yenir bu yemek Mide parolası hayat şifresi
Dıkıl uzak durma yenir bu yemek 

Besmele çek başla mutlaka gerek Bazlama sıpsıcak çökelik dürek Francala lavaş pideyle çörek Çekinerek alma yenir bu yemek 

Çorbalara limon tere nane koy Domates sert olur kabuğunu soy Tarhanamız leziz pastırmayı kıy Çarçabucak yılma yenir bu yemek 

Kadınbudu köfte titretir yürek Adana şişini ederim merak
Cacık salatayı şu uca bırak Dostları tut salma yenir bu yemek 

Ayva kompostosu kuşburnu suyu Kızılcık reçeli ilaçtan iyi
Yaş dut yaş üzüm ihtiyar payı Beni obur bilme yenir bu yemek 

Kanatlı grubu közde hoş pişmiş Bir tek kuş peşine bin avcı düşmüş Şunlar yerken şunun damağı şişmiş Gel ağzını silme yenir bu yemek 

Haydi konuklara maharet göster Hepsi de gönlünce doyumluk ister Sıvadım kolumu dedim ki destur İştahtan bayılma yenir bu yemek 

Sabah kahvaltısı zeytin peynir çay Veya yayla çorba işkembeyi say Aç kalkma sofradan tıka basa doy Yanaş kusur bulma yenir bu yemek 

Tam kıvamlı pişmiş fırında kuzu Nefis buğlu buğlu bekliyor sizi Yeşil acı ekşi turşu bir dizi Birdenbire dalma yenir bu yemek 

Barbunya enginar imambayıldı Yaşlıyım acıktım midem kıyıldı Nohut yahni türlü güveçte oldu Armut misket elma yenir bu yemek 

Ciğer ızgarası mangal kızartma Sardalya palamut hamsiyi tartma Topla yekun eyle hesabı yırtma Üzerime gülme yenir bu yemek 

Ovada bıldırcın dağlarda tavşan Baharat kekik yer yayılır yavşan Keklik kızartması kana katar kan Doymadan çekilme yenir bu yemek 

Livik kurutmasına ip 

Hele şu sormuğu hiç söyletmezken Arsız telliceye gör ki n’eyderim 

Rençberlik dediğin helâl nafaka Gel Ruhsatî çöreği çek kırağa Pekmez yoksa peyniri koy tabağa Ekin ok biterse dizgin ederim 

1932-2003, Şarkışla) 

Pilavlı kebabı dindir de bir gör gününe
Böğründe fasulye kabak tatlı var Adam kalabalık masa biraz dar Saf dışı sayılma yenir bu yemek 

Öğle sonu yattım gördüm epey düş Sac kebap tas kebap pirzolayla şiş Ispanak pırasa ne kadar da hoş Uykuya boğulma yenir bu yemek 

Postta kül kebabı çobanlar söyler Şahane kokusu kervanı eyler Menemen ve omlet ocakta beyler Geniş ol dökülme yenir bu yemek 

Tandırda çömlekle lahana sarma Sinide baklava sarığı burma Fındıklı cevizli enfestir hurma Nazlanarak gelme yenir bu yemek 

Patates mıhlası testi kebabı Haşlama kavurma doldur şu kabı Sahurda bulgurlu elzemdir abi İftarda yıkılma yenir bu yemek 

Yaşanmış bir olay anlatır tirit Arap aşını yut ata bin erit
Ceylan kemiğinden yaptırdım cirit Başka ete yelme yenir bu yemek 

Gün aşırı siz-biz davete gitsek Aynı tekerrürü itiyat etsek Yoğurt kaşıklayıp uykuya yatsak Yorgana sokulma yenir bu yemek 

Ayrı özellikler taşır her yöre Birbirini besler ne güzel töre Baş tacımız nimet düşürme yere Ezilme bozulma yenir bu yemek 

Çiğ köftemiz hazır piknik 

Marul turp doğradık dizdik yanına Kahvemiz köpüklü değsin canına Pipoya asılma yenir bu yemek 

Su böreği mantı peynirli etli Dönerin yamağı revani sütlü “Evet”li irmikli incirli tatlı Terleme sıkılma yenir bu yemek 

“Ye kürküm ye” demiş Nasreddin hoca İkazda bulunmuş toklara aca
Ne korsak o pişer tavaya saca Kaskatı kesilme yenir bu yemek 

Ağzın dilin yanmaz yoktur hatası Koyun kuzu başı beyin sotesi Parmak ısırttırır sözün ötesi
Boş lafa takılma yenir bu yemek 

Kuskus erişteye bol yumurta ez Makarna şehriye masrafları az Bugünkü listeye bal pekmezi yaz Üç-beşe kısılma yenir bu yemek 

Havyar sucuk dahil kuşun sütü var Kavun karpuz kestim eşsiz tadı var Salçasız aş yapma dedikodu var Küçülme büyülme yenir bu yemek 

“Tatlı ye içme su yanarsa yansın Yağlı ye iç suyu donarsa donsun” Meşhur atasözü bir daha densin Dur sözümü bölme yenir bu yemek 

Sefil Selimî’ye süresiz sefa
Hak bereket versin bire bin defa Duası amini herkese şifa
Mutlu yaşa ölme yenir bu yemek 

 

21. (ALİ ) SULTAN (Ali Tozkoparan, 1947, Yıldızeli-Yusufoğlan köyü) 

İşte bizim madımak bu Gelin kızlar siz de yeyin Bu da bizim dal turşusu Gelin kızlar siz de yeyin 

Her çiçeğe konar arı Yapıyorlyar onlar balı Pilavımız tereyağlı Gelin kızlar siz de yeyin 

Gelin Kızlar Siz de Yeyin 

Sultan soğuk akar sular Bir de bizim keşimiz var Kazanlarda bulgur kaynar Gelin kızlar siz de yeyin 

 

22. TABİBÎ (Bekir Abay, 1928 Sivas-Tutmaç köyü) Doyan Değilim 

Dinle ev sahibi mertçe söyleyim Bulgur pilavını seven değilim İstersen yanında getir turşuyu Ogündeyalvarsanyiyendeğilim 

Tavuğu hindiyi pek çok severim Pancarı ağzıma alır geverim Patatesi dış kapıdan kovarım Çünkü yemeklerden sayan değilim 

Bal pekmezi hiç getirme yanına Erişte yaramaz benim canıma Yumurtanın kaygananın önüme Beşgündeyalvarsanyiyendeğilim 

Hele bir de gelsin akşamı görek Yanında bulunur mutlaka çörek Eğer olur ise baklava börek
Ne kadar da yesem doyan değilim 

Taşlarda ötüyor keklik Herkes topluyor evelik Sütten yapılır çökelik Gelin kızlar siz de yeyin 

Tarlalarda biter yemlik Dağlarda kokuyor kekik Kuzular tam oldu etlik Gelin kızlar siz de yeyin 

Ne boş olur hayalgâhın seyranı Tabib’in dizinde yoktur dermanı Boşa yapma boş çorbayı ayranı Akşam yakın kalkıp giden değilim 

 

Kaynaklar: 

Dr. Doğan KAYA 

Çınar, Ali Abbas, Halil İbrahim Sofrası, İstanbul, 2005. 

Geleneksel Türk Tatlıları Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1984. 

Gökyay, Orhan Şaik, “Kaygusuz Abdal’ın Sımatiyeleri”, Türk Folkloru, S. 13, Ağustos 1980 / S. 14, Eylül 1980. 

Güzel, Abdurrahman, Kaygusuz Abdal, Ankara, 1981. 

Halıcı, Feyzi, İkinci Milletlerarası Yemek Kongresi, Ankara, 1989. 

Halıcı, Feyzi, Halk Şairlerinden Yemek Destanları, Ankara, 1990. 

İvgin, Hayrettin, “Bazı Halk Şairlerinin Şiirlerinde Yemeklerimiz”, Türk Mutfağı Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1982. 

Karay, Refik Halit, Ago Paşanın Hatıraları, İstanbul, 1967.
Kaya, Doğan, “Sivaslı Âşıkların Yemek Destanları”, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’na 

Armağan, Konya, 2006. 

Kaya, Doğan, Sivas'ta Âşıklık Geleneği ve Âşık Ruhsatî, Sivas, l994. 

Kaya, Doğan, Halkbilim Araştırmaları, İstanbul, 2002. 

Koşay, Hamet Z[übeyr]- Akile Ülkücan, Anadolu Yemekleri ve Türk Mutfağı, Ankara, 1961. 

Kut, Turgut, Açıklamalı Yemek Kitapları bibliyografyası (Eski harfli Yazma ve Basma Eserler), Ankara, 1985. 

 




  • Facebook'ta paylaş



Bu Habere Yorum Yap